Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz. Editör Burçak Çubukçu'ya bu adresten ulaşabilirsiniz


İnternette İlk 
Türk Amatör Telsiz Gazetesi

EVRENSEL IŞIK - 8

Atlantis

Mutlu Payaslıoğlu (TA2GW)
Mutlu Payaslıoğlu
Mutlu Payaslıoğlu
TA2GW

e-mail : ta2gw@antrak.org.tr

Tüm ışık dostlarına ve amatör arkadaşlarıma merhaba. 
Bugünün gerçeklerini daha iyi kavrayabilmek için geçmişe yönelttiğimiz 
ışığımızı bu sefer Atlantis Uygarlığı üzerine tutacağız. 
Daha önceki yazılarımı takip edenlerin de bileceği gibi, 
bugün tartıştığımız bazı kavramların temelindeki gerçeklerin 
geçmişe dayandığını görüyoruz. Bunun için Ezoterizm, Mu Uygarlığı ve 
Sembolizm konularında yazdığım yazılara bu ay Atlantis ve sonrasını 
eklemek istiyorum.

Yaşantımızı etkileyen görüş, sembol ve inanışların kökeninin aslında çok 
daha eskilere dayandığından bahsetmiştik. Bu bilgilerin derinlerine 
indiğimizde ise karşımıza çok sık bahsedilen fakat yazılı tarih içinde pek 
yer almayan iki önemli uygarlığın varlığı ile karşılaşıyoruz; Mu ve Atlantis. 
Her iki uygarlığa ait belge ve kanıtların ise gelişen teknoloji ile gün yüzüne 
çıktığını görmekteyiz. Bu uygarlıklara ait bilgiler; Naacal Tabletleri’ndeki 
yazılar, başta kahin Edgar Cayce olmak üzere pek çok kanalın aldığı 
bilgiler ve teknolojik gelişmelerle yapılan jeolojik araştırmalardan 
gelmektedir. Bunların bazılarına daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. 
Özellikle Edgar Cayce’nin ‘Okuma’ olarak nitelendirilen ve 10000 den fazla 
kayıdı içeren tutanakları bugün A.R.E. Vakfı olarak bilinen kuruluşta 
saklanmakta ve araştırmacılara açılmaktadır (http://www.are-cayce.com). 
Edgar Cayce(1877-1945) bir medyum, bir şifacı olarak yaşadığı 
dönemlerde ün kazanmıştı. Özellikle çok uzaklarda bulunan ve hiç görmediği 
kişiler ile bir telefon konuşmasıyla, bulunduğu mekan, ruhsal durumu ve 
sağlığı konusunda yüzde yüze varan oranlarda doğru tahminlerde 
bulunmasıyla dikkatleri çekmişti. Cayce uzaktan şifa verme ve geleceği 
görme konularında da resmi olarak ispatlanmış pekçok deneye katılmıştı. 
Fakat Cayce asıl ününü okuma olarak nitelendirilen ve kişilerin geçmiş 
yaşamlarını görme konularında yaptığı çalışmalarla yapmıştı. Cayce özellikle 
tekrar doğuş ile bedenlenen insanların Atlantis dönemlerini sorgulamış ve 
8000 kişi üzerinde bunu denemişti. Bu okumalardan, yani insanların 
Atlantis döneminde yaşadıklarından elde edilen bulgular ile çok ses getiren 
“İnsanın Kaderi” ve “Tufan Öncesi Atlantis” adlı eserlerini yazmıştı. Bu eserler 
Bilyay Vakfı tarafından da Türkçe’ye çevrilmiştir. Konuya merak duyanlar 
daha ayrıntılı bilgileri bu kitaplarda bulabilirler. Şimdi benim bu kitaplardan 
yaptığım bazı küçük saptamaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Atlantis, başlangıçta Mu’nun bir kolonisi iken teknolojik gelişmelerle 
bağımsızlığını kazanarak bir imparatorluk haline gelmişti. Atlantis’in yeri 
bugünkü Atlas Okyanusu’nun olduğu yer olarak belirtilmektedir. Özellikle 
Bermuda, Bahama ve Azor adalarının Atlantis’in yüksek kalan kesimleri 
olduğu söylenmektedir. Atlantis’in okumalara göre 200.000 yıl öncesinde 
başlayan bir tarihi olduğu, birincisi bundan 50.000, ikincisi 28.000 yıl ve 
sonuncusu da 10.600 yıl önce olmak üzere üç büyük tufan geçirdiği 
anlaşılmıştır. Pekçok uygarlığın tarihinde ve mitolojide bahsi geçen bu son 
tufandır. Son tufan ile birlikte Atlantis tamamiyle sulara gömülmüş, kaçanların 
bir bölümü Tibet, bir bölümü ise bugünkü Mısır’a gelmişti. Zaten Atlantis 
kelime anlamıyla inceleyecek olursak: ATL ve ANTE kelimelerinin 
birleşimiyle oluşmuş olup, ATL=Su, ANTE=İndi anlamına gelir ve birlikte 
“suya inmiş, suya batmış” olarak nitelendirilir. Sonundaki İS eki ise Platon 
tarafından konulmuş ve sonunda ATLANTİS olarak kalmıştır. 

Atlantis ve Mu döneminde 5 ayrı ırkın aynı anda yaratıldığından bahsedilir. 
Bu ırklar değişik bölgelerde yaşamlarını sürdürmektedirler. Atlantis’lilerde 
kızıl, Mu’lularda ise esmer ırkın hakim olduğu fakat daha sonra tüm ırkaların 
birbiriyle karıştığı söylenmektedir. Atlantis’te yönetim aynen Mu’da olduğu 
gibi bazı kutsal güçlere sahip rahiplerde olduğu bildirilmektedir. Rahiplerin 
ilk başta Mu Kozmik Dinini öğrettiği fakat zamanla bundan uzaklaştığı ifade 
edilmektedir. Rahipler güçlerini arttırmak için ana dini yozlaştırmayı kendi 
çıkarlarına uygun bulmuşlardır. Tufanlara da  neden olan güç savaşının Mu 
dinini korumak isteyen Bir’in Oğulları ile gücü kendi amaçları doğrultusunda 
kullanmak isteyen Belial’ın Oğulları arasında olduğu anlaşılmıştır. Sayıca 
üstün olan Belial’ın Oğullarının bu savaştan galip çıkmış ve karanlık güçler 
Atlantis’e egemen olmuştur. Savaş o kadar büyük boyutlu olmuştur ki fiziki 
ve atmosferik dengeleri bozulan koca kıta deprem ve su baskınları ile sular 
altına gömülmüştür. Bu yıkımdan kurtulmak isteyen bazı Atlantis’lilerin yerin 
altına indiklerinden bahsedilir. Özellikle Cayce’nin okumalarından 
edindiğimiz bilgiler ve Lobsang Rampa’nın kitaplarında da bahsi geçen iki 
gruptan söz edilmektedir. Bunlar Bir’in Oğulları’nın devamı olan AGARTA ve 
Belial’ın Oğullarının devamı olan ŞAMBALA dır. Her iki grubun ellerinde 
bulunan bilgiler aynıydı ama kullanım alanları farklıydı. Yer altına yerleşen iki 
ayrı grup çalışmalarını buralarda sürdürdüler. Agarta birçok inisiyeyi ve 
peygamberleri özel yerlerde eğitti. Ezoterik bilgilerin yok olmaması için 
inisiyatik merkezler kurulmasına yardımcı oldular. Şambala ise dünya 
üzerinde yaşayan insanların bilgiden uzaklaşması için çeşitli faaliyetlere 
girişti. Dünya üzerinde yaşayan bazı insanlarla temasa geçerek, onları kendi 
felsefeleri doğrultusunda eğittiler. Bunların başında da tarihte kanlı sayfalar 
açan Adolf Hitler gelmektedir. Bu grubun tek amacı vardı: İnsanları Ezoterik 
Bilgilerden uzak tutmak. Bu gruba “Kara Tarikat” denilmektedir ve üyeleri 
dünyada önemli güç noktalarını ele geçirmiştir. Halen dünya üzerinde devam 
eden çıkar savaşlarında ve büyük güçlerin arkasında bu mücadele vardır. 
İnsanlığın bilgi ve düşünce gücü olarak gerilediği dönemlerin artık sonuna 
gelindiği söylenmektedir. Yani dünya üzerinde Şambala etkisinin azaldığı ve 
Agarta, Mu kültürünün tekrar yükselişe geçtiği bir süreci yaşamaktayız.

Atlantis’ten bugünlere nasıl geldiğimizi araştırırken bazı çarpıcı gerçeklerle 
karşılaştık. Bu konulara başka yazılarımda detaylı olarak tekrar değineceğim 
fakat Atlantis’ten günümüze daha başka nelerin kaldığını ve neleri 
etkilediğine devam etmek istiyorum. 

Naacal tabletlerinin ikisinde Atlantis Uygarlığının gerilediği dönemlerde, 
yani dinin yozlaştığı dönemlerde ortaya çıkan bir dehanın varlığından söz 
edilir. Günümüzden 22.000 yıl önce ortaya çıkan bu değerli kişi Osiris’tir. 
Osiris genç yaşında Atlantis’i terk ederek Mu’ya gitmiş ve buradaki “Bilgelik 
Okulları”ndan birine girerek üstad rahip ünvanını almıştır. Daha sonra 
Atlantis’e geri dönerek yozlaşmaya başlayan dine karşı büyük bir savaş 
başlatmıştır. Halkın da büyük desteğini alarak büyük reformlar yapmış ve 
ölene kadar yaptığı çalışmalar ile Atlantis’I eski parlak günlarine geri 
döndürmüştür. Öldükten sonra onu takip eden rahip kardeşler anısına, 
yaydığı dine “Osiris Dini” adını vermişlerdir. Osiris adı Mısır tanrıları arasında 
da geçmektedir. U adın Hermes(Toth) tarafından Mısır’a getirildiği fakat 
zaman içersinde bu saf dinin yozlaşması nedeniyle Osirisi’in de ilkel 
tanrılardan birine dönüştüğü sanılmaktadır. Mısır tanrı panteonunda adı 
daima Osiris ile anılan İsis, aynı tanrının dişil ifadesi, her ikisinin oğulları 
olan Horus’da kutsal kelamın ifadesidir. Hermes de, Osiris ve İsis gibi bir 
süre sonra tanrısallaştırılmıştır. Kendisine 3 defa büyük anlamına gelen 
“trimejist” sıfatını yakıştırmışlardır. Mısır’da Osiris Dininin devamını yani 
bugünkü büyük Mısır kültürünün temelini atan Hermes hem rahip, hem kral, 
hem de din kurucusu olarak kabul edilmiştir. Günümüzden 16.000 yıl önce 
Mısır’da yaşayan Hermes, Osiris ekolünün devamını Nil deltasında kurmuştur.
Hermes kurduğu okullar ve kutsal yerler ile dini yaymış ve günümüzden 
5.000 yıl öncesine firavun Menes dönemine kadar Mısır medeniyetini 
etkilemiştir.

Görüldüğü gibi Mu’nun ışığını Atlantis, Atlantis’in ışığını Mısır devir almıştır. 
Bazı önemli kişilerin gayreti ile kimi zaman yükselen, kimi zaman azalan 
bu bilgi ışığı çeşitli etkileşimlerle günümüze kadar gelebilmiştir. Çünkü IŞIK 
sonsuza kadar yolculuğunu sürdürür, çünkü IŞIK EVRENSEL dir. Işığın 
evrensel yolculuğuna daha sonraki yazılarımda devam edeceğim. 
Dizinin sonunda ise kendi yorumlarımı da katarak, bildiğimiz (veya 
bildiğimizi sandığımız) bilgileri birleştirip bir uygarlık tarihi tablosu 
yapmaya çalışacağım.

Atlantis’ten çok bahsettik ve onun önemli bir uygarlık olduğunu söyledik. 
Niçin bu uygarlık önemliydi? Eski yazıtlardan ve Cayce’nin okumalarından 
elde ettiğimiz bilgiler aslında çok şaşırtıcıdır. Günümüze elle tutulur çok az 
şey kalmış olan bu uygarlıkların teknolojik yönden çok ilerlemiş olduğunu 
öğreniyoruz. Örneğin kristalleri çok yoğun kullanan Mu ve Atlantis’lilerin pek 
çok şeyi onlarla yaptıklarını anlıyoruz. Telepati ve düşünce güçlerini kristaller 
ile yoğunlaştırıp belli bir noktaya toplayabilen ve özellikle rahiplerin elinde 
olan bu güçler kimi zaman iyi, kimi zamansa kötü niyetle kullanılmıştır. 
Bugünkü atom gücünün kullanımına benzeyen fakat çok daha güçlü olan 
bu enerji kullanımı koca bir kıtanın batmasına neden olmuştur. İyi ve kötü 
rahipler arasındaki savaşta dünyanın etrafındaki aydan büyük bir gezegenin 
dahi bu güçlerle yok edildiğinden bahsedilmektedir. Kristaller büyük hava 
gemilerinin de enerji kaynaklarıydı. Başka bir enerji kaynağına ihtiyaç 
olmadan bu gemilere kristallerden elde edilen güçle kumanda edildiği 
ve bu sayede gezegenler arası yolculuklar yapıldığından bahsedilir. 
Kristaller bilgi depolama ve şifa amacıyla da kullanılmaktaydı. Özellikle 
saf kuartz kristallerinin bu özellikler sahip olduğunu bugünkü teknoloji ile 
de kanıtlanmıştır. Günümüz şifacılarının tamamı bu kristalleri kullanmaktadır. 
IBM firmasının laboratuarlarında ise çok küçük kristallere binlerce GB 
bilgi depolayabilecek bir teknolojinin yapıldığını geçenlerde öğrendik. 
Bilgi teknolojisinde devrimler yaratabilecek bu buluşların yeni mi yoksa 
eski bilinenleri hatırlama mı olduğunu sürekli kendimize sormalıyız. Eğer 
öyleyse yakında kristalleri daha etkin kullanabilir ve büyük ve saf bir enerji 
kaynağına kavuşabiliriz. İnsanoğlunun düştüğü hatalara tekrar düşülmezse 
bu sefere güç doğru kullanılabilir. Çünkü baktığımızda geçmiş büyük 
uygarlıkların yükselmesinde ve batmasında yatan temel gücün teknolojiden 
kaynaklandığını görmekteyiz.

Son olarak kristaller hakkında dünyada bulunan 14 antik kristal kafatasından 
bahsetmek istiyorum. Şu anda paha biçilemeyen bu kafataslarından 
bazılarını bugünkü teknolojinin bile yapamayacağı söyleniyor. Yaşlarının 
onbinlerce yıl eskiye dayandığı söylenen bu kafataslarından bazıları dünyanın 
önemli müzelerinde sergilenmektedir. Kafataslarının niçin yapıldığını kimse 
izah edememektedir. Yalnız bunlardan çok büyük bir enerji yayıldığı ve eline 
alanlarda değişik güçlerin ortaya çıktığı ve bazı olayları hissettikleri söylenir. 
Çünkü kristallerin en büyük özelliklerinden bir tanesi de geçmişe ait birçok 
bilgiyi saklayabilme yeteneğidir. Belki de bizlere büyük bir uygarlığın varlığını 
hatırlatan bu değerli miraslar hakkında gerçekten düşünmeye değecek çok 
şey var.

Aşağıda bu konuyla ilgilenecek arkadaşlar için Internet üzerinden bulduğum 
adreslerin linklerini veriyorum. Özellikle ilk adreste çok güzel resimler var.
 

http://www.crystalskullsociety.org/

http://cristalweb.com/ethno/skull.html

http://www.m-m.org/~jz/sphinxg.html

http://www.leadingedgenews.com/crystal.html
 

Gelecek ay tekrar buluşana kadar, uygarlık ışığımızın her zaman 
parlaması dileğiyle,

Sevgi ışığınız aydınlığınız olsun.