Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz.
 
 
İnternette İlk  
Türk Amatör Telsiz Gazetesi

EVRENSEL IŞIK - 5

Kayıp Bir Uygarlığın Işığında…

Mutlu Payaslıoğlu (TA2GW)
Mutlu Payaslıoğlu
Mutlu Payaslıoğlu 
TA2GW 

e-mail : ta2gw@antrak.org.tr 
 

Sular şiddetle ovalara hücum etti. 
Bütün araziyi kapladı. 
Plajlarla, tepelerin olduğu 
Alçak yerlerde girdaplar oluştu. 
Sular bütün dünyayı kapladı. 
Sular önüne gelen her şeyi ve canlıyı mahvetti. 
Arzın temelleri sarsıldı ve MU kıtası battı. 
Yalnız zirveler suların dışında kaldı. 
Soğuk rüzgarlar çıkıncaya kadar kasırgalar esti. 
Vadilerin yerlerinde derin buz çukurları oluştu. 
Delikler çamurla doldu. 
Açılan bir ağızdan dumanlar ve lavlar fışkırdı. 

Yukarıdaki epik anlatım, Yunan alfabesindeki harflerin Maya dilindeki 
yorumuyla açılarak yazılmasıyla ortaya çıkmıştır. ‘Alpha’ harfiyle başlayıp 
‘Omega’ harfiyle biten Yunan alfabesinin Maya dilindeki çevrimi bize bu 
ilginç anlatıyı sunmakta. Bir alfabenin içine kadar giren Mu Uygarlığının 
batışı ve günümüz dünyasına etkileri aslında bir kitap olabilecek kadar 
geniştir. Bu yazımda batık kıta Mu hakkında edindiğim bilgileri ve 
araştırmalarımın özetini sizlerle paylaşacağım. 

Bir önceki yazımda James Churchward(J.C.)’ın 70.000 yıllık geçmişe sahip 
Mu Uygarlığı’nın izlerine nasıl rastladığından bahsetmiştim. J.C.’ın bulduğu 
taş tabletler 15.000 yıl önce yazılmıştı. Burada ilginç bir saptamamı 
belirtmek isterim. Kendi kendimize şu soruyu sorabiliriz. Mu veya Atlantis 
gibi yüksek teknolojiye sahip olduğunu bildiğimiz uygarlıklardan niçin 
geriye sadece taş tabletler kaldı? Cevabı basit olduğu kadar da 
düşündürücü aslında bu sorunun. Tabletleri yazan ve uygarlıklarını anlatan 
rahip Naacaller, bir gün bu sonla karşılaşacaklarını ve gelecek kuşaklara 
bu bilgilerin kalmasını istiyorlardı. Taş tabletler üzerinde yapılacak karbon 
testiyle uygarlıklarının çok eskiden yaşadığını anlatabileceklerdi. 
Böylece insanlığın uygarlık tarihinin sadece 6.000 yıl önce başlamadığı da 
ispatlanmış olacaktı. Bugünün teknolojisiyle aynı işi yapacak olsaydınız, 
siz binlerce yıl hiç bozulmadan kalacak hangi medyayı kullanırdınız? 

Tekrar konumuza dönelim. J.C. Naacal tabletlerinden edindiği bilgiler ile 
5 kitap yazmıştır. 1930 lu yıllarda kaleme aldığı eserler ve yaptığı 
konferanslar ile J.C. bilim dünyasında büyük yankılar uyandırmıştır. 
Nasıl uyandırmasın ki, o zamana kadar kutsal kitaplarda anlatılan tarih 
ve yaratılış efsanelerinin ya yalan olduğunu ya da hatalı yorumlandığını 
ortaya çıkarıyordu bu araştırmalar. 
J.C. bu araştırmasında tüm kutsal dinlerin, farklı ırkların ve dillerin 
Mu Uygarlığı’ndan türediğini ortaya atmıştı. Kutsal Mu kıtası bugünkü 
Pasifik Okyanusu’nda bulunan büyük bir anakaraydı. Zaten Mu’nun bu 
dildeki anlamı da ‘Anakara’ ydı. Aşağıdaki resimde temsili olarak 
J.C.’ın çizmiş olduğu Mu kıtasının yerini gösteren harita vardır. 

 

Mu Uygarlığı’nın bu anakaradan başka bir de kolonileri vardı. 
Bunların en büyükleri bugünkü Atlantik Okyanusu’nun bulunduğu yerde 
kurulmuş olan “Atlantis” ve Asya ile Avrupa’nın büyük bir bölümünü kaplayan 
“Uygur” uygarlıklarıdır. Aşağıdaki resimde yine J.C. tarafından çizilmiş 
temsili Uygur haritası görülmektedir. 

 

Bütün bu uygarlıklar tarihin değişik zamanlarında geçirdikleri doğal afetler 
ve insanlar arasında yapılan çok büyük savaşlar neticesinde suların 
derinliklerine gömülmüştür. Gerek Mu’dan gerekse Mu’dan sonra büyük 
bir uygarlık seviyesine çıkan Atlantis’in olağan üstü güçlere sahip rahipleri 
ise bilgiyi kötü kişilerin eline geçmemesi için itina ile korumuşlardır. 
J.C’ın bir konuşmasında yaptığı itirafta, kendisine kutsal dili öğreten 
Tibet’li rahibin de son Naacal rahiplerinden biri olduğunu söylemektedir. 
Demek ki ışık bir gün tekrar yeryüzüne çıkmak için zamanını bekliyor. 

Şimdi çok kısa olarak Mu medeniyetinden bahsetmek istiyorum. 
Bu konulara ilgi duyan kişilere ise yazımın ekinde vereceğim kaynakları 
okumasını tavsiye edeceğim. 

Mu anakarasında yaklaşık olarak 64 milyon insanın yaşadığı söylenir. 
Bu insanların çok büyük bir bölümü beyaz renkli, sarışın insanlardı. Ayrıca 
siyah, esmer, kızıl, sarı ırka mensup insanlar da vardı. Tüm insanlar büyük 
bir uyum içersinde ve tek tanrı inancı ile yaşamaktaydı. Tanrının tek olduğu 
güneş sembolizması ile ifade edilmekteydi ve bu dildeki adı ‘Ra’ idi. 
Onun için Mu uygarlığına ‘Güneş İmparatorluğu’ da denmekteydi. 
Rahip-kral olarak görev yapan liderlerine Ra-Mu, bilim adamı da olan 
rahiplere Naacal denilmekteydi. Ra adının daha sonra Maya ve Mısır 
dillerinde de aynı anlamda kullanıldığını görürüz. Mu’da yaratılış da dahil 
olmak üzere pek çok konu sembollerle ifade bulmuştu. Mu’dan kalan bu 
sembollerin ve inanışların bugünkü kültürlere etkisini ve sembollerin derin 
açıklamalarını bir sonraki yazıma bırakmak istiyorum. 
Zira Mu’dan kalan semboller, aslında bizim pekçok şeyi nasıl yanlış 
yorumladığımızı ve farklı kültürlere adadığımızı göstermektedir. 
(Böylece bir sonraki yazımın reklamını da yapmış oluyorum ? ) 
Bir sonraki yazımda Mu sembolizmasını anlatmadan önce çok küçük fakat 
ilginç bir yorumumu sizlerle paylaşmak isterim. Ankara isminin hangi tarihte 
türediğini tam olarak bilemiyorum, fakat Mu adının ‘Anakara’ anlamına 
geldiğini söylemiştim. Bu iki kelime ne kadar birbirine yakın değil mi? 
Ayrıca yıllarca güzel Ankara’mızın sembolü olan Hitit güneşiyle, Mu’nun 
sembolünün aynı olması sizce bir tesadüf mü? 

Mu uygarlığı pek çok konuda ileri düzeydeydi. Örneğin yer altı gazlarından ve 
Güneş enerjisinden ısınmak ve elektrik enerjisi elde etmek için 
faydalanıyorlardı. Kuartz kristallerini çok değişik amaçlar için 
kullanabilmekteydiler. Örneğin şifa, bilgi kaydı, enerji yoğunlaştırma ve 
aktarımı gibi. Fakat en ilginç bilgilere evrenin ve tanrının yorumlanmasında 
rastlıyoruz. Bu konuyu sembollerle de ilişkili olduğu için bir sonraki 
yazımda ele almak istiyorum. 

Şimdi tekrar J.C.’ın eserlerine dönelim, zira konumuzun bu bölümü 
ulu önderimiz M.Kemal Atatürk ile de ilgili. Atatürk sadece büyük bir lider 
değil aynı zamanda devrimci, araştırmacı ve yaratıcı bir kişiydi. 
Türklerin tarih ve dilini araştırmak için Türk Dil ve Tarih Kurumu’nu kurmuştu. 
Bu kurumun araştırmaları pekçok bilgiye erişmesine karşılık hala açıkta 
kalan bazı noktalar aydınlanmamıştı. 1932 yılında Tahsin Mayatepek 
adındaki eski bir albayın Maya ve Türk dilleri arasındaki benzerlikten 
bahsetmesi üzerine Atatürk kendisini Meksika’ya elçi olarak gönderdi. 
Tahsin bey burada Maya kültürünü inceledi ve Türk kültürü ile arasındaki 
şaşırtıcı benzerlikleri tespit etti. Örneğin 130 dan fazla yer ve kelimenin 
Maya ve Türk dillerinde aynı veya çok benzer olduğunu gördü 
(Örneğin bizdeki ‘tepe’ Maya dilinde ‘tepek’ olarak geçer. Zaten Tahsin 
bey de sanırım bu soyadı araştırmalarından sonra benimsemiştir) Fakat 
kendisini şaşırtan asıl gelişmeler J.C.’ın kitaplarıyla karşılaşmasıyla olmuştur. 
Bu kitaplar Türkiye’ye getirilerek bir tercüman ordusu tarafından hızla 
tercüme edilmiş ve daktilo sayfalarına dökülmüştür. Atatürk bu çevirilerden 
özellikle “Kayıp Kıta Mu” ve “Mu’nun Çocukları” ile ilgilenmiş ve kendi 
elleriyle çevirilerin yanlarına notlar düşmüştür. Atatürk ne yazık ki 1935 
yılından sonra sinsice ilerleyen hastalığa yenik düşerek araştırmalarını 
toplama imkanına kavuşamamıştır. Bu konu Kanal D televizyonu ve 
Fenomen dergilerince de ele alınmış fakat üzerine gidilmemiştir. 
Benim 1996 yılında Türk Dil Kurumunda yaptığım bir araştırmada 
J.C.’ın orjinal 5 kitabına, bunların çevirilerine ve Tahsin beyin bizzat 
eliyle tuttuğu notlara rastladım. Bu notlar halen T.D.K. da 56 ve 57 
numaralı dosyalarda korunmaktadır. Benim yaptığım bu tespitin aynısı, 
çok yeni kitabı çıkan Ergun Candan’ın “Gizli Sırlar Öğretisi” nde de yer 
almaktadır. Kendisi ile telefon görüşmemde bu bilgileri ilk defa kamuoyuna 
duyurulmasından duyduğum mutluluğu ifade ettim. İkimizin de paylaştığı 
ortak duygu bu kitapların yeniden yorumlanarak toplanması ve Tahsin 
beyin yaptığı çalışmalarla birleştirilerek halkımızın bilgisine sunulmasıdır. 
Sanırım burada en büyük görev Kültür Bakanı’mıza düşmektedir. Bu bilgiler 
çok az kişinin bilgisi dahilinde. Her ne kadar dünya görüşlerimizi yeniden 
gözden geçirmemizi gerektirecek kadar şaşırtıcı olsa da bence bu 
bilgilerin çok kişinin önüne açılması gerekmektedir. 

Yeni dünya düzeni içinde üzülerek gördüğüm bir gelişme var. 
Başta gençlerimiz olmak üzere tüm toplumumuz giderek daha az araştırıcı 
olmakta. İşin ilginç yanı ise başta politik liderlerimiz olmak üzere medyanın 
da aynı doğrultuda çalışmalar yapmasıdır. Televizyonlarımız ‘Televole’ 
benzeri ağızda keçi boynuzu tadı bırakan bence zararlı fakat büyüklerimiz 
tarafından faydalı(!) görülen ‘saçma programların’ istilasına uğramıştır. 
İnsanlarımız ‘Materyalist-Maddeye bağımlı’ yetiştirilmektedir. Erdemlerimiz 
unutulmakta, manevi değerlerin yerini sadece geçici sahte mutlulular veren 
maddiyat almaktadır. Gerçeği araştıran, sorgulayan, fikirler üreten insanların 
azaldığı bir dünyada sizlerle paylaşmaktan zevk aldığım bilgilerin ufak 
merak tohumları olması dileğiyle, 

Sevgi Işığınız Aydınlığınız Olsun diyorum. 

“Ne kadar uzağa bakmak istiyorsan, o kadar geçmişe bakmalısın.”  

                   Mu’tlu 
 

Yararlanılabilecek Kaynaklar : 
1- Gizli Sırlar Öğretisi,  Ergun Candan (Sınır Ötesi yayınları) 
2- Ezoterik-Batini Doktirinler Tarihi,  Cihangir Gener (Gece yayınları) 
3- Batık Ülke Mu Uygarlığı,  Hans Stephan Santesson (RM yayınları) 
4- Edgar Cayce’nin Atlantis ve Mu ile ilgili kitapları (RM yayınları) 
5- Children of MU-MU’nun Çocukları,  J.C. 
6- The Sacred Symbols of MU-MU’nun Gizli Sembolleri,  J.C. 
7- The Lost Continent of MU-Kayıp Kıta MU,  J.C. 
8- Fenomen Dergisi, Sayı 3,6,14,24,26,28