Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz. Editör Burçak Çubukçu'ya bu adresten ulaşabilirsiniz


İnternette İlk 
Türk Amatör Telsiz Gazetesi

EVRENSEL IŞIK - 14

"Carpe diem"

Mutlu Payaslıoğlu (TA2GW)
Mutlu Payaslıoğlu
Mutlu Payaslıoğlu
TA2GW

e-mail : ta2gw@antrak.org.tr

Sevgili Amatör Arkadaşlarım ve Işık Dostlarım, bu yazımda sizlerle 
paylaşmak istediğim konu uzun zamandan beri düşündüğüm bir konuydu. 
Göndermiş olduğum e-mail’lerimin arkasına koymuş olduğum imza 
dosyasının başında da bu küçük cümleyi görürsünüz. Kendisi kısa, 
anlatması ve anlaması ise hem uzun hem de kısa bir konu.

“Carpe diem” Latince bir cümle; kimilerine göre anlamı “Günü yakalamak”, 
kimilerine göreyse “Zamanı yakalamak”. Ben onu “Anı yakalamak” olarak 
biliyorum; aslında bunun kelime anlamıyla tam olarak neyi açıkladığının da 
benim için önemi yok. Ben, “Carpe diem” in anlamını “Anı yakalamak” olarak 
algılamak istiyorum. Eğer Latince de bunu anlatan başka bir cümle varsa 
onu da kabul edebilirim. 

Internet üzerinde yaptığım araştırmada “Carpe diem” başlığı altında 
binlerce döküman buldum ve bu kısa cümleciğin dünyada ne kadar 
yaygın olarak kullanıldığını anladım. İşin ilginç yanı bu cümlecik altında 
bulduğum dökümanların da birbiri ile hiç ilgisi yoktu; sanırım herkes 
sevdiği için kullanmış. Cümlenin İngilizce karşılığını Internet’de 
“Seize the day” yani “Günü yakalamak” olarak geçiyor. Ben konuyu 
biraz daha felsefi açıdan ele almak istiyorum. Sizlere vereceğim bilgiler 
bu kısa cümleciğin altında yatan bir hayat felsefesidir.

Varlığımızın nedenin sorguladığımızda aldığımız yanıtlar bizi yeni 
sorulara iter. Niçin ve neden soruları bizi sonunda hayatımızın sonlandığı 
ana getirir, ölüm anına. Ölüm ile ilgili yazdığım yazıyı bu köşeyi takip 
edenler hatırlayacaklardır. O yazımda ölüm anı geldiğinde kendi varlığımız 
ile hesaplaştığımızı anlatmıştım ve şunları söylemiştim:

Şimdi,

Ölüm anını düşünün, aklınız size hakikati öğretmemişse, inancınız sizi 
koruyamaz.
Ölüm anını düşünün, istekleriniz görevlerinizin gereğine uymuyorsa, sizin 
için ümit kalmaz.
Ölüm anını düşünün, geride sizi unutturmayacak bir iyilik bırakmadıysanız, 
ömrünüz boşa geçmiş demektir.

Biz bazı gerçekleri görmek için yaşamın bitmesini mi beklemek zorundayız? 
Yaşamın bize verdiği zorluklar bizim yarattığımız hologramik görüntünün 
bir parçası. İnsan varlığını bir plana göre yaratır, fakat bir plana göre 
yaşamaz. Özellikle yaşamının anlamını ve görevini bilenler için planlar 
sürekli değişir. Bizi bekleyen gelecek bir kader değildir ve yazılmamıştır. 
Bazı uzay/zaman noktalarındaki özel kesişmeler dışında bizler kendi 
yaşamını yönlendirme yeteneğine sahip varlıklarız. Bu noktalarda 
alacağımız kararlar bizi ya yükseltecek ya da yeni dersler almamıza 
neden olacaktır. Dikkat edilecek olursa varlığımızın farkına vardığımızda, 
ruhumuzu bir yükseliş yoluna soktuğumuzda kendi planımıza hakimiyetimiz 
söz konusu olmaktadır. Bu maddi değil, manevi bir yükselişi tanımlar. 
İçimizdeki gücün değerini bilerek atacağımız adımlar bizi bu yolda 
ilerletecektir. 

Yaşarken ölümü anlamak, ölümsüzlüğe atılmış bir adımdır. Ölüm bize 
yaşamın anlamını anlatmak için var. Yaşam ise güzellikler ve dersler ile 
dolu bir süreç. Almamız gereken dersler ise yaşamın her anını 
değerlendirmek, aklını kullanarak hareket etmek, arkamızda bizi 
unutturmayacak iyilikler ve eserler bırakmak, sevgimizi her an 
paylaşabilmek olmalıdır. Bunları yaptığımızda ömrümüzü boşa 
geçirmediğimizi söyleyebilirim. Bu felsefe bize yüce bir gücün varlığını 
ve yaratılışın yok oluşlar içinde gizlendiğini düşündürüyor. Deneyimlemek 
veya öğretmek amacıyla tekrar yaratılışların bir plan dahilinde yapıldığına 
inanıyoruz. Ruhun ölümsüzlüğü fiziksel bedenimizin ölümünde mi 
gizleniyor? Eğer yaşamımızı bu felsefe üzerine kuruyorsak verilecek 
cevap, evet olacaktır. 

Ölüm aslında bize hayatın bir kum saati gibi akıp gittiğini gösteren 
zamanı hatırlatır. Zaman ise üç boyutlu uzayımızda dördüncü boyuttur. 
Fiziksel bedenlerimizle hakim olduğumuz üç boyutlu evrenimizde 
zaman hakim olamadığımız birşeydir. Zaman bu nedenle üç boyutlu 
evrende yaşayan ve sadece bu boyutta algılayan varlıklar için doğrusal 
bir süreçtir. Karşı konulamaz, geriye döndürülemez bir süreç. 
Şimdi zamana hakim olduğumuzu ve dördüncü veya daha üst bir boyuta 
çıktığımızı düşünelim. Geriye veya ileriye gidebiliyorsak fiziksel 
bedenimizin tutsaklığını da yaşamak zorunda kalmıyoruz. O zaman işte 
yaşam ve ölüm arasında bir fark kalmıyor. Yaşamı sona erdiren ölüm 
aslında yeni bir yaşama başlangıç oluyor. Ama halen üçüncü boyutta 
yaşadığımızı unutmayalım. Bu boyutta çoğumuza dayanılmaz gelen 
yaşamın sona ermesi, dördüncü boyut seviyesinden bakıldığında daha 
farklı algılanmaktadır. 

Varlığımızın yükselmesi ölümün bir korku olmaması gerektiğini hatırlatıyor. 
Kendini üç boyutlu evrene mahkum edenler için ölüm acı verir ama 
düşünceleri ile bunu aşanlara vermez. İşte bu nedenle hayata bakışımız 
bizi ya üç boyutlu evrene mahküm edecek ya da daha üst boyutlardaki 
evrenlere taşıyacaktır. 

Zaman nedir ve onu aşmak bizi ölümsüz yapacak mı? Zaman bakış 
açısına göre değişir. Kimine göre doğrusal ve durdurulamaz bir süreç, 
kimine göreyse değil. Zamanı aşmak onu yakalamak demektir. 
Onu yakaladığımızda tüm yaşamlarımız bir olur. Tüm yaşanmışlıklar 
bir olur. Herşeyi bir an kadar kısa ama tüm yaşamlarımızı içine alacak 
kadar bir süreye sığdırabiliriz. İşte sonsuzluk o anda gizli.

İŞTE ŞİMDİ ANI YAŞAYIN…
MUTLU VE GÜZEL ANI…
SINIRLI AMA, SINIRSIZ;
BİLDİĞİNİZ AMA, CESARET EDEMEDİĞİNİZ;
TEK OLDUĞUNUZ AMA, SÜREKLİ ÇOĞALDIĞINIZ;
SONSUZ VE UÇSUZ BUCAKSIZ ANI DUYUMSAYIN.
İŞTE ŞİMDİ BUNA HEMEN BAŞLAYIN…
YAŞARKEN ÖLENLERDEN OLMAYIN.

“Carpe diem” Anı yakalayın. Bazıları için hayat sadece yaşadığı sürece, 
bazıları içinse bir anında vardır. Ama bu an aslında tahmin edilenden de 
uzundur. “Ben, yaşamın karşısında ölü olmaktansa, ölümün karşısında 
yaşamayı tercih ederim” diyor Giordano Bruno. Yani ölümün bir son 
olmadığını biliyor ve ondan korkmuyor. Engizisyon mahkemesi tarafından 
işkence edilerek ve yakılarak öldürülen büyük filozof bu nedenle yapılan 
her türlü haksızlığı ve zülmü büyük bir vakarla karşılamış. Ölüm kararını 
okuyan hakimlere “Sizler bu hükmü okurken, beni onu dinlerken 
titrediğimden çok daha fazla titriyosunuz” demiş. Evet ölüm kimileri 
için korku dolu bir son, hatta kararını vermek bile çok zor. Yaşamı, 
yaşadığı hayatın ötesine taşıyanlar içinse o zaten olması gereken. 

Yaşamın sonsuzluğuna varabilmek işte bunu anlamak ile mümkün. 
Evreni yaratan Sevgi Yasası bizim var oluş nedenimiz ise sonsuza 
ulaşmak için bu yasayı uygulamak gerekir. Varlıklar arasındaki sevgi, 
onların etten yapılmış giysilerinin ve bunların süresinin ötesine geçer. 
Sevgi yaratılışın başında vardı ve uzay/zamandan bağımsız hep olacak. 
Bazen küçük bir çocuğun gülümsemesinde, bazen yardım isteyen 
birisine elinizi uzattığınızda onun gözlerinin derinliklerinde, bazen 
sevdiğiniz bir insana dokunduğunuzda içinizde, ama hep olacak… 
İşte o anı yakalayanlar için artık zamanın bir önemi yoktur, düşünce 
ve sevgisi onu sonsuza taşımaktadır.
 

“Carpe diem” 

O anı yakalayanlar için…
 

Mutlu Payaslıoğlu