Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz.


İnternette İlk 
Türk Amatör Telsiz Gazetesi
BAKÜ'YE SELAM REZALETE DEVAM
 

TA4BS Talat Turgay
E-Mail: ta4bs@ispro.net.tr
 

Aslında hiç kimse renk vermiyor ama "Bakü'den mesaj" gerek 
TRAC-Forumda ve gerekse de ANTRAK-Gazetede etkili olmaya 
devam ediyor. Bu etki her zaman alışılagelmiş etkilerden değil. 
Bomba büyük ses çıkarır, etrafı yıkar, tahrip eder. Fakat bu bomba 
tıpkı " Nötron " bombası gibi... Yerleştikleri yerlerde sessiz ve sakin 
duruyorlar. Sadece, kaybola kaybola arta kalan birkaç gerçek 
amatörü etkiliyor ve onları da ortadan kaybolmaya zorluyor. 
Derhal duruma el koyması gerekenlerde "tık" yok. Bu taktiğin altında, 
meydanı iyice boşaltıp "Köpeksiz köyde değneksiz gezme
hayalleri mi yatıyor acaba ? Falancaya başsağlığı 

Filancaya geçmiş olsun 
Bizim dağda düğünümüz var bekleriz. 
Hiç merak etmeyin geliriz. 
Bayramınız kutlu olsun. 

Baku Amatörlerinden Reşad'a yapılan, tüm TA camiasını lekelemiştir. 
Bırakın kınama mesajlarını "tık" yok. Yahu, yoksa ben uzaydayken 
İTU ve İARU Amatör Radyoculuğun kurallarını mı değiştirdi? 
Benim bildiğim amatörlük din, dil, ırk ve milliyet gözetilmeksizin 
yürütülür. Tek dil, tek dünya sloganı üzerine kuruludur. 
Yoksa her şey ters-yüz mü oldu? 

Yani artık tek taraflı yayın yapabilir miyiz? 
Yani artık her banda her frekansa kafadan dalabilir miyiz? 
Yani artık Müzik yayınlayabilir miyiz? 
Yani artık frekanslarda seçim propagandaları yapabilir miyiz? 
Yani artık TA'dan başka tüm prefixlere QRM yapabilir miyiz? 
Yani artık sınırsız güçteki amp.ların montajına başlayabilir miyiz? 
Yani artık dinine, diline, ırkına, milliyetine göre QSO'lar mı yapmalıyız? 

Eğer böyleyse yok kardeşim, yok! Ben yanlış dünyaya dönmüşüm, 
bırakın gideyim. Ama eğer doğru dünyadaysam, o zaman siz durun 
bakalım. Bu işin temsilcilerinde, öncülerinde, eski tüfeklerinde "tık
yoksa, bende "cayırtı" bol. Ben bu amatörlüğü böyle bırakmadım. 
Bu kadar sessizlikten sonra anlıyorum ki bu işin "Savaşcısı" olarak 
bir tek ben kalmışım. Her ne kadar teknolojiyi kaçırmış ve yakalamaya
çalışıyorsam da Amatörlüğümden kaçırdığım hiçbir şey yok. Amatörlük 
konusunda daha da pekişmiş olarak karşınızdayım. Sanılmasın ki 
Bakü olayı sadece Bakü'de kaldı. Tüm dünya duydu arkadaşlar. 
Amerika'dan, Japonya'dan tanıdığım eski arkadaşlar olayı benden 
teyit etmek istiyorlar. Ne kadar kem-küm etsem de 
"İllegal döneminizde böyle şeyler olmuyordu" dediler. 
Evet, illegal dönemimizde böyle şeyler olmuyordu. Olan tek sorunumuz 
yerine ulaşmayan QSL'lerdi. Bugün Bakü konusunda sessiz kalmak 
demek, yapılanı onaylamak ve yapılmasını teşvik etmek demektir. 
"Eski Tüfekler"lerin niçin ve neden saklandıklarını, QRT olduklarını 
artık çok iyi  anlıyorum ve kaybolduğunu sandığım CB'nin nerede 
gelişmekte görüyorum. "Amatörlükte din, dil, ırk ve milliyet gözetilmez!" 
diye bir kez daha haykıralım ve "Eski Tüfek" Ümit Özgüner
arkadaşımızın tercüme ettiği gerçek bir öyküyü tozlu raflardan 
indirelim. Bakalım kimler anımsayacak ve anımsadıkları zaman
içlerinde bir kıpırtı hissedecekler mi? 

GARİP BİR OLAY

Yazan : Dr. J. Michael Blasi(W4NXD)          Tercüme: Ümit Özgüner 
(İkinci Dünya Harbinde Amerikalı bir Radyo Amatörünün 
başından geçen olaydır.)

Hepimiz Amatör Radyoculuk hakkında güzel bir hikaye olursa dinlemeye 
bayılırız. 

Neyse, lafı uzatmayalım. Geçen yaz bir gün evdeki dağınıklığın yerini 
değiştirirken, W4... beni arayarak yeni vericisini görmeye davet etti. 
Kendisiyle pek fazla arkadaşlığımız yoktu ama iyi bir çocuk olduğunu 
biliyordum. Çoğunlukla 20 metre üzerinde çalışırdı. Gürültü seviyesi ise 
birkaç gündür S9'un üzerinde olduğundan ahbaplık edecek birini arıyor 
olmalıydı. 20 dakika sonra evinde oturmuş QSL kartlarını karıştırıyor ve 
DXCC toplamının onun gibi 300 memleket civarına ulaşacağı günleri hayal 
ediyordum. İkimize de birer soğuk içki hazırlamıştı. Tam pipomu 
çıkarmıştım ki anlatmaya başladı. 

Biliyor musun? Amatör Radyoculuk bu hafta bana çok hoş bir olay yaşattı. 
Bak, şimdi sana aşağı yukarı 25 (bugün için 55) yıl önce başlamış bir 
olaydan bahsedeceğim. Şimdiye kadar bunu kimseye açmamıştım. 
Ama üstünden o kadar uzun zaman geçti ki, kimsenin artık birşey 
diyeceğini sanmam. Senin yaşta biri pek hatırlamaz ama 
İkinci Dünya Savaşından önce DX şimdiki gibi değildi. 
O zamanlar için en önemli iş, bir "Her bölge ile çalıştı
diploması almaktı. Bu da pek öyle her amatörün harcı değildi ve 
bazı Asya bölgeleri için hakikaten çok zorlanmak gerekirdi. 
AC4'ü ve YN'yi bulmak için bir ara ben de antenimi Tibet'e 
yöneltmiştim. Onları bulamadım ama bu uğraşma esnasında 
sürüyle J (Japon) istasyon QSO'm oldu. Bu gün artık çağrı 
prefixleri JA. Harp başlayınca bütün bunlar sona erdi tabii. 
Gözümü açıp kapayıncaya kadar askere alınmış, Güney Pasifik'in 
yolunu tutmuştum.1942 veya 1943'ün başıydı ve düşmanla tam 
karşı karşıyaydık. Bulunduğumuz yerden aşağı yukarı 5 mil kadar 
ötede bir adada Japonların etraftaki bütün gemilerin yerlerini izleyip 
bildirdikleri bir istasyon olduğunu tahmin ediyorduk. Ada çok küçük 
olduğundan olsa olsa sadece birkaç adam bulunacaktı. 

Neyse uzatmayalım, adaya çıkarak bunları emekliye sevketme işi 
iki arkadaşım ile bana düştü. Lastik kayığımızı karaya çekerken 
kayalardan dolayı iki arkadaşım biraz yaralandılar ve gemiye 
dönmekten birşey yapamayacakları anlaşıldı.O zamanlar çok 
daha gençtim. Şimdikinden de ya daha cesur ya da daha 
aptaldım ki etrafı biraz kolacan edip birkaç saate kadar döneceğimi 
söyledim. Ağaçların ve koca otların içersinde bir müddet yürüdüm. Birden 
palmiyelerin arasına dolandırılmış bir tel gözüme ilişti. Teli takip ederek 
aradığımı buldum. Bir açıklıkta içinde bir masa ile iskemle ve çalışır 
durumda radyo istasyonu olan bambudan yapılmış bir kulübe gördüm. 
Yan tarafta bir yüksekliğin üzerine çıkarak durumu tekrar gözden geçirdim. 
İçeride bir kişi vardı ve boyu 1.60'dan fazla durmadığına göre galiba 
problemi tek başıma çözebilecektim. Eğer çıkarsa bulunduğum yer 
üzerine atlamak için çok uygundu.Bunun üzerine beklemeye başladım. 
Bana 5 saat gibi geldi ama dışarıya çıkmaya karar verdiğinde her 
halde o kadar olmamıştı. 

Bıçağımı çekip üstüne atladım. Tam karnına batırıyordum ki elinde bir 
dergi gördüm. Bu QST idi. Şaşkınlıktan elimdeki bıçağı düşürüp 
suratına baktım. Böylece iki dakika kadar bakıştık. 
Sonunda ne dedim biliyor musun?-- Çağrı işaretin ne?
Bunun üzerine güldü " J2..." dedi. 20 metre üzerinde daha evvel 
konuşmuştuk. Adı İko idi ve İngilizcesi fena değildi. 
Bir müddet laf ettik. Belki sana saçma gelecek ama QSL kartı evde 
duvarına asılı duran bir amatör arkadaşın gidip canını almak insana 
zor geliyor. Bazı şeyler savaştan daha önemlidir. Çok geçmeden 
ahbaplığı ilerlettik. Bir şişe pirinç rakısı açtı. 20 metre DX'ten bahsettik. 
Sonunda arkadaş olsa da olmasa da durumun pek iç açıcı olmadığını 
anlatmaya çalıştım. İko zaten adada son günü olduğunu ve Japonların 
bu istasyonu kapatmaya karar verdiklerini söyledi. Birkaç saate kadar bir
denizaltı gelip kendisini alacaktı. Bunun üzerine lastik botunu 
taşımasına yardım ettim. O da kulübesini dinamitle havaya uçurmama
yardım etti. Vedalaşıp ayrıldık. Uzaktan denizaltıya doğru kürek 
çekmesini seyrettim. Hikayenin gerisinde pek bir şey yok. Adadaki
kahramanlığım için bir madalya verdiler(İçkilerimizi tazeledik, ben de 
pipomu yeniden yaktım.). 

Bir de işin sonunu anlatayım bari. Geçen hafta 20 metrede bir JA1 
ile görüştüm. Evet, İko idi. Herşeyin sonunun tatlıya bağlanması 
insanı memnun ediyor. Bardaklarımızı bu kez de JA1'in sağlığına 
kaldırdık. 

Ben de bardağımı Baku'dan Reşad için kaldırırken "Eski Tüfekler"e
ta4bs@ispro.net.tr adresinin açık beklediğini hatırlatıyorum. 

DEMOKLES'İN KILICI ENTERFERANS

Başlıklı yazımda buluşmak üzere kalın sağlıcakla......