Aslında hiç kimse renk vermiyor ama "Bakü'den mesaj" gerek
TRAC-Forumda ve gerekse de ANTRAK-Gazetede etkili olmaya
devam ediyor. Bu etki her zaman alışılagelmiş etkilerden değil.
Bomba büyük ses çıkarır, etrafı yıkar, tahrip eder. Fakat bu bomba
tıpkı " Nötron " bombası gibi... Yerleştikleri yerlerde sessiz ve sakin
duruyorlar. Sadece, kaybola kaybola arta kalan birkaç gerçek
amatörü etkiliyor ve onları da ortadan kaybolmaya zorluyor.
Derhal duruma el koyması gerekenlerde "tık" yok. Bu taktiğin
altında,
meydanı iyice boşaltıp "Köpeksiz köyde değneksiz gezme"
hayalleri mi yatıyor acaba ? Falancaya başsağlığı
Filancaya geçmiş olsun
Bizim dağda düğünümüz var bekleriz.
Hiç merak etmeyin geliriz.
Bayramınız kutlu olsun.
Baku Amatörlerinden Reşad'a yapılan, tüm TA camiasını lekelemiştir.
Bırakın kınama mesajlarını "tık" yok. Yahu, yoksa ben uzaydayken
İTU ve İARU Amatör Radyoculuğun kurallarını mı değiştirdi?
Benim bildiğim amatörlük din, dil, ırk ve milliyet gözetilmeksizin
yürütülür. Tek dil, tek dünya sloganı üzerine kuruludur.
Yoksa her şey ters-yüz mü oldu?
Yani artık tek taraflı yayın yapabilir miyiz?
Yani artık her banda her frekansa kafadan dalabilir miyiz?
Yani artık Müzik yayınlayabilir miyiz?
Yani artık frekanslarda seçim propagandaları yapabilir miyiz?
Yani artık TA'dan başka tüm prefixlere QRM yapabilir miyiz?
Yani artık sınırsız güçteki amp.ların montajına başlayabilir miyiz?
Yani artık dinine, diline, ırkına, milliyetine göre QSO'lar mı yapmalıyız?
Eğer böyleyse yok kardeşim, yok! Ben yanlış dünyaya dönmüşüm,
bırakın gideyim. Ama eğer doğru dünyadaysam, o zaman siz durun
bakalım. Bu işin temsilcilerinde, öncülerinde, eski tüfeklerinde "tık"
yoksa, bende "cayırtı" bol. Ben bu amatörlüğü böyle bırakmadım.
Bu kadar sessizlikten sonra anlıyorum ki bu işin "Savaşcısı"
olarak
bir tek ben kalmışım. Her ne kadar teknolojiyi kaçırmış ve yakalamaya
çalışıyorsam da Amatörlüğümden kaçırdığım hiçbir şey yok. Amatörlük
konusunda daha da pekişmiş olarak karşınızdayım. Sanılmasın ki
Bakü olayı sadece Bakü'de kaldı. Tüm dünya duydu arkadaşlar.
Amerika'dan, Japonya'dan tanıdığım eski arkadaşlar olayı benden
teyit etmek istiyorlar. Ne kadar kem-küm etsem de
"İllegal döneminizde böyle şeyler olmuyordu" dediler.
Evet, illegal dönemimizde böyle şeyler olmuyordu. Olan tek sorunumuz
yerine ulaşmayan QSL'lerdi. Bugün Bakü konusunda sessiz kalmak
demek, yapılanı onaylamak ve yapılmasını teşvik etmek demektir.
"Eski Tüfekler"lerin niçin ve neden saklandıklarını, QRT olduklarını
artık çok iyi anlıyorum ve kaybolduğunu sandığım CB'nin nerede
gelişmekte görüyorum. "Amatörlükte din, dil, ırk ve milliyet gözetilmez!"
diye bir kez daha haykıralım ve "Eski Tüfek" Ümit Özgüner
arkadaşımızın tercüme ettiği gerçek bir öyküyü tozlu raflardan
indirelim. Bakalım kimler anımsayacak ve anımsadıkları zaman
içlerinde bir kıpırtı hissedecekler mi?
GARİP BİR OLAY
Yazan : Dr. J. Michael Blasi(W4NXD)
Tercüme: Ümit Özgüner
(İkinci Dünya Harbinde Amerikalı bir Radyo Amatörünün
başından geçen olaydır.)
Hepimiz Amatör Radyoculuk hakkında güzel bir hikaye olursa dinlemeye
bayılırız.
Neyse, lafı uzatmayalım. Geçen yaz bir gün evdeki dağınıklığın yerini
değiştirirken, W4... beni arayarak yeni vericisini görmeye davet etti.
Kendisiyle pek fazla arkadaşlığımız yoktu ama iyi bir çocuk olduğunu
biliyordum. Çoğunlukla 20 metre üzerinde çalışırdı. Gürültü seviyesi
ise
birkaç gündür S9'un üzerinde olduğundan ahbaplık edecek birini arıyor
olmalıydı. 20 dakika sonra evinde oturmuş QSL kartlarını karıştırıyor
ve
DXCC toplamının onun gibi 300 memleket civarına ulaşacağı günleri hayal
ediyordum. İkimize de birer soğuk içki hazırlamıştı. Tam pipomu
çıkarmıştım ki anlatmaya başladı.
Biliyor musun? Amatör Radyoculuk bu hafta bana çok hoş bir olay yaşattı.
Bak, şimdi sana aşağı yukarı 25 (bugün için 55) yıl önce başlamış bir
olaydan bahsedeceğim. Şimdiye kadar bunu kimseye açmamıştım.
Ama üstünden o kadar uzun zaman geçti ki, kimsenin artık birşey
diyeceğini sanmam. Senin yaşta biri pek hatırlamaz ama
İkinci Dünya Savaşından önce DX şimdiki gibi değildi.
O zamanlar için en önemli iş, bir "Her bölge ile çalıştı"
diploması almaktı. Bu da pek öyle her amatörün harcı değildi ve
bazı Asya bölgeleri için hakikaten çok zorlanmak gerekirdi.
AC4'ü ve YN'yi bulmak için bir ara ben de antenimi Tibet'e
yöneltmiştim. Onları bulamadım ama bu uğraşma esnasında
sürüyle J (Japon) istasyon QSO'm oldu. Bu gün artık çağrı
prefixleri JA. Harp başlayınca bütün bunlar sona erdi tabii.
Gözümü açıp kapayıncaya kadar askere alınmış, Güney Pasifik'in
yolunu tutmuştum.1942 veya 1943'ün başıydı ve düşmanla tam
karşı karşıyaydık. Bulunduğumuz yerden aşağı yukarı 5 mil kadar
ötede bir adada Japonların etraftaki bütün gemilerin yerlerini izleyip
bildirdikleri bir istasyon olduğunu tahmin ediyorduk. Ada çok küçük
olduğundan olsa olsa sadece birkaç adam bulunacaktı.
Neyse uzatmayalım, adaya çıkarak bunları emekliye sevketme işi
iki arkadaşım ile bana düştü. Lastik kayığımızı karaya çekerken
kayalardan dolayı iki arkadaşım biraz yaralandılar ve gemiye
dönmekten birşey yapamayacakları anlaşıldı.O zamanlar çok
daha gençtim. Şimdikinden de ya daha cesur ya da daha
aptaldım ki etrafı biraz kolacan edip birkaç saate kadar döneceğimi
söyledim. Ağaçların ve koca otların içersinde bir müddet yürüdüm. Birden
palmiyelerin arasına dolandırılmış bir tel gözüme ilişti. Teli takip
ederek
aradığımı buldum. Bir açıklıkta içinde bir masa ile iskemle ve çalışır
durumda radyo istasyonu olan bambudan yapılmış bir kulübe gördüm.
Yan tarafta bir yüksekliğin üzerine çıkarak durumu tekrar gözden geçirdim.
İçeride bir kişi vardı ve boyu 1.60'dan fazla durmadığına göre galiba
problemi tek başıma çözebilecektim. Eğer çıkarsa bulunduğum yer
üzerine atlamak için çok uygundu.Bunun üzerine beklemeye başladım.
Bana 5 saat gibi geldi ama dışarıya çıkmaya karar verdiğinde her
halde o kadar olmamıştı.
Bıçağımı çekip üstüne atladım. Tam karnına batırıyordum ki elinde bir
dergi gördüm. Bu QST idi. Şaşkınlıktan elimdeki bıçağı düşürüp
suratına baktım. Böylece iki dakika kadar bakıştık.
Sonunda ne dedim biliyor musun?-- Çağrı işaretin ne?
Bunun üzerine güldü " J2..." dedi. 20 metre üzerinde daha evvel
konuşmuştuk. Adı İko idi ve İngilizcesi fena değildi.
Bir müddet laf ettik. Belki sana saçma gelecek ama QSL kartı evde
duvarına asılı duran bir amatör arkadaşın gidip canını almak insana
zor geliyor. Bazı şeyler savaştan daha önemlidir. Çok geçmeden
ahbaplığı ilerlettik. Bir şişe pirinç rakısı açtı. 20 metre DX'ten
bahsettik.
Sonunda arkadaş olsa da olmasa da durumun pek iç açıcı olmadığını
anlatmaya çalıştım. İko zaten adada son günü olduğunu ve Japonların
bu istasyonu kapatmaya karar verdiklerini söyledi. Birkaç saate kadar
bir
denizaltı gelip kendisini alacaktı. Bunun üzerine lastik botunu
taşımasına yardım ettim. O da kulübesini dinamitle havaya uçurmama
yardım etti. Vedalaşıp ayrıldık. Uzaktan denizaltıya doğru kürek
çekmesini seyrettim. Hikayenin gerisinde pek bir şey yok. Adadaki
kahramanlığım için bir madalya verdiler(İçkilerimizi tazeledik, ben
de
pipomu yeniden yaktım.).
Bir de işin sonunu anlatayım bari. Geçen hafta 20 metrede bir JA1
ile görüştüm. Evet, İko idi. Herşeyin sonunun tatlıya bağlanması
insanı memnun ediyor. Bardaklarımızı bu kez de JA1'in sağlığına
kaldırdık.
Ben de bardağımı Baku'dan Reşad için kaldırırken "Eski Tüfekler"e
ta4bs@ispro.net.tr adresinin
açık beklediğini hatırlatıyorum.
DEMOKLES'İN KILICI ENTERFERANS
Başlıklı yazımda buluşmak üzere kalın sağlıcakla...... |