|
Türk Pazarcılık Geleneğinin Yeni Yorumu
Maltepe Pazarı
Bir de alışveriş konusunda kadınlara laf ederiz. Gelin de şu sokak pazarlarına
bir bakın. Kim daha çok alışveriş yapmayı seviyor kadınlar mı, erkekler mi?
Aşağıda okuyacaklarınız, Ankara’da Maltepe Pazarının yazılmamış tarihinin bir
kısmına ışık tutmak amacıyla bir elektronik meraklısının bakış açısından deneme
niteliğinde kaleme alınmıştır.
Bundan yaklaşık on yıl kadar önce idi. O sıralarda kuzey komşumuz Sovyetler
Birliği Yeni Dağılmış, çökmekte olan ekonominin son ürünleri bir şekilde
ülkemizde Pazar yerlerinde alınıp satılmaya başlamıştı. O dönemleri
hatırlayanlarınız bilirler, elektronik eşya meraklıları için bulunmaz fırsatlar
doğmuştu. Gece görüş dürbünleri bile yerlerde satılıyordu. Gerçi eski Sovyet
ekonomisinin mallarının pek bir albenisi yoktu. Genellikle haki renkli, sert
köşeli tasarımları olan sevimsiz şeylerdi tezgahlardakiler. Bir çok elektronik
eşya, diğer eşyalar gibi Pazar yerlerindeki tezgahları yavaş yavaş işgal etmeye
başlamıştı. Tabii en önemli özellikleri de ucuz olmalarıydı. Pek çoğumuz bu
kelepir Sovyet ürünlerinden aldık, kimi zaman birinci elden ki bu bazen bir Rus,
bazen bir Gürcü oldu. Tüm bu aldığımız ıvır zıvırın hala kaçının çalışmakta
olduğunu bir yana bırakacak olursak, bu ani ucuz mal akışının o dönemlerde kabuk
değiştirmekte olan ülkemiz ekonomisine ve pazarına etkilerinden biri
orada-burada pıtrak gibi ortaya çıkıveren seyyar tezgahlar oldu.

Seyyar tezgahlar bizler için yeni bir şey değildi. Ancak marjinal ekonominin bu
ayaklı mağazaları bu defa kümelendikleri yerlerden gitmeye pek de niyetli gibi
görünmüyorlardı. Bu ilginç oluşumun benim tarafımdan tanıklık edilen kısmı 90’lı
yılların başlarında Ankara’da Sıhhiye’de Yenişehir pazarının yanında pazar
kurulduğu günlerde öbekleşmeye başlayan ufak tezgahlar halinde kendini yavaş
yavaş belli etmeye başlamıştı. O minik tezgahlarda bir amatör elektronikçinin
ilgisini çekebilecek pek çok şey de yerini almıştı tabi. Eski Sovyet malları,
küçük taşınabilir radyolar, el fenerleri (bazıları şarj edilebilir), kendinden
manyetolu el radyoları, bazıları da görür görmez almak isteyeceğiniz ama
aldıktan sonra da bir işinize yaramayacak pek çok afilli alet, cepleri
boşaltmaya başlamıştı.
Bir süre sonra bu Pazar şişmanlaşmaya yanına ek olarak başka türden ürünlerin de
satıldığı bir tür sokak süpermarketine dönüşmeye başladı. Hatta o zamanlarda pek
bir moda olan buz pateni merakım nedeniyle gide gele adını öğrendiğim tezgah
sahibi Ali İhsan’dan bir çift buz pateni ihtiyacımı bile karşılama imkanım
olmuştu(merak edenlere düşüp bir yerlerimi kırmadım). Kısa bir süre içinde tek
yönlü satışlar şekil değiştirip iki yönlü hale geldi. Yani artık sadece
birşeyler almaya değil elimizdeki birşeyleri değiş tokuşa da götürür olmuştuk bu
pazaryerine.
Burada filizlenen bu küçük tezgahların bazıları o sıralarda Pazar günlerinin
vazgeçilmezi Dışkapı pazarının bağrından kopmuşlardı. Yani anlayacağınız, Pazar
günleri aynı tezgah sahiplerini Dışkapı pazarında bulmanız mümkündü. Sanırım
Dışkapı pazarının da etkisi ile bu yeni Sıhhiye Pazar oluşumunda bir tür
örgütlenme ortaya çıktı. O kadar ki zamanın yetkilileri bu tezgahları bir
çırpıda kaldırmak yerine onlara daha uygun bir yer arayışına girmek zorunda
kaldılar.
Günün birinde bu tezgahlar için daha düzenli bir yer olan Maltepe Camiinin
arkasındaki pazar yeri uygun bulundu. O günden sonra da Maltepe Pazarı yavaş
yavaş büyümeye başladı. İlk zamanlarda fazla olmayan tezgahların sayısı zaman
içinde arttı. Tüm Pazar yeri doldu, hatta yanlara doğru genişleyebileceği kadar
da genişledi.

Maltepe pazarının bu erken döneminde her Pazartesi günü kurulan sebze meyve
pazarı sorun olmaya ve semt sakinlerinden de her gün bölgeye akan kalabalık
nedeniyle şikayetler gelmeye başladı. Haftanın her Pazar günü akşamı tezgahlar
toplanıp pazar ile camii arasında kalan boş bölgeye (şimdi otopark) yığılıyor,
Salı günü sabahı da gene hummalı bir taşınma ritüeli ile yerlerini alıyorlardı.
Biraz da bu garip duruma son vermek için belediye önce tüm pazarı başka bir yere
mesela 100. Yıl’a taşımaya kalktı ancak bu duruma karşın beklenmedik bir esnaf
direnci ile karşılaşıldı. İmzalar toplandı, yer değiştirmeye ilişkin karşıt bir
kampanya işin kuralları gereğince derinden sürdürüldü. Hatta o zamanların
pazarcı gençlerinden biri pazarın karşısındaki 5 katlı binanın çatısına çıkıp
“Pazar kalkarsa ben de atarım kendimi buradan” diye ayaklarını çatının
kenarından sallandırıp tüm medyanın ilgi odağı oldu. Onu zar zor oradan
indirdiler de, bir de Maltepe Pazarı “niyazisi” olarak tarihe geçmedi neyse ki.
Ancak ne yalan söyleyeyim izleyen bir iki ayda bu arkadaş pazarda tam bir
muzaffer komutan edasıyla göğsünü gere gere dolaştı. Hak ettiği itibarı da diğer
pazarcılardan sonuna kadar gördü. Bir iki yıldır göremiyorum kendisini sanırım
başka bir yol çizdi kendine...

Bir süre sonra gene belediye “madem buradan gitmiyorsunuz bari buraya bir bina
yapalım da siz de içine girip yerleşik bir süper market olun” kartını ileri
sürdü. Böylece sebze meyve pazarı için taşınma sorunu da kalkacaktı ortadan. Ama
pazar esnafının vereceği para ile bu bina yapılsın fikri pek sıcak karşılanmadı
ve bir şekilde bu proje de rafa kalktı.

Zaman içinde pratik zekalı pazarcılar taşınma işinin de kolayını buldular. 4-5
metrekarelik alanları için küçük küçük yapılan portatif tezgahların yerini
üzerleri kapalı dört ya da üç yanı açık, altlarında da tekerlekleri olan garip
dükkancıklar Türk pazarcılık tarihindeki yerlerini aldılar. Artık zamanı
geldiğinde mallar mukavva kutulara dolduruluyor, dükkan iskeletleri de yandaki
otoparktaki yerlerini alıp sebze meyvaların satılmasını bekliyor, sahipleri de
genellikle Pazar akşamı İstanbul’un yolunu tutup Pazartesi gününü mal almak için
ayırır hale geliyorlardı.

Pazarda yerler de el değiştirmeye dönemin durumuna göre farklı işlerle uğraşan
başka kişilerin üzerine geçmeye, satılmaya da başladı. Esnafın bir bölümü ise
zaten Ankara’nın başka yerlerinde sabit bir dükkanı olup sürüm nedeniyle pazarda
yer bulunduranlardan oluştu. Buna mutfak gereçleri satan yerler, telefoncular,
hırdavatcılarda, parfümericilerde daha çok rastlandığını söylersem yanlış olmaz
sanırım.

Günümüzde ise Maltepe Pazarı dendiğinde, aklıma yaşayan bir organizma geliyor.
Öyle ki kendi kendine yeten bu organizma içinde Pazar esnafının ihtiyaçlarını
karşılamak üzere bir yemek hazırlama ve dağıtım ile ilgili esnaf, çay ocakları
da var. Elektrik dağıtımı ile ilgili sorun ise çoktan beridir çözülmüş
görünüyor. Kışın soğuğu, yazın sıcağı sorununu bir kenara bırakırsak (tabi bunu
bir de esnafa sordum “idare ediyoruz diyorlar”) Ankara’nın bu ilginç pazarı
gezmesi alışveriş etmesi zevkli bir yer.

Özellikle cep telefonu furyası pazarda bir telefon camekanı enflasyonu yarattı
ancak bunun da piyasanın yavaş yavaş doyması ile zamanla terk edilen
sektörlerden biri olacağını düşünüyorum, yerini ise plazma ekran satanlar mı
alır yoksa ev sinema seslendirme sistemi satanlar mı, zaman gösterecek.
Elektronikçiler açısından ise temel seviyede bir iki iyi satıcı söz edilmeden
geçilemeyecekler arasında.

Resimdeki gülen çehre Bekir’in küçük dükkanında pek çok tür ara kablo,
şarjlı pil ve şarj aleti, fener, kulaklık, jack hatta küçük boyutlu yazılabilir
DVD (uygun kameralar için), televizyon uzaktan kumandaları, zamanlayıcılar,
bilgisayar hoparlörleri, kameralar, antenler, bilgisayar parçaları
bulabileceklerinizden bazıları.

Hırdavat dükkanlarında ise ölçü aletleri, havyalar ve lehim, her türlü el aleti
bulunabilir.

Pazarda Pijamadan, bilgisayar hard diskine, cep telefonundan, tırnak makasına,
el fenerinden renkli lcd araba televizyonuna, bijon anahtarından, hesap
makinesine, parfümeri ürünlerinden spor malzemelerine kadar geniş bir ürün
yelpazesini birarada nispeten ucuz fiyatla bulabilirsiniz. Eğer bu güne kadar
yolunuz düşmediyse bir ara vakit ayırıp dolaşmanızı öneririm.

Gerçekten Türk Pazarcılık tarihinde rolünü hakkıyla oynayan belki de zamanı
geldiğinde unutulup gidecek bu alanda yaşanan havayı solumak, yakından görmek
ilginç bir deneyim.

|