Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz. Editör Burçak Çubukçu'ya bu adresten ulaşabilirsiniz


İnternette İlk 
Türk Amatör Telsiz Gazetesi

EVRENSEL IŞIK - 12

DÜNYA DIŞI YAŞAM VE KOZMOLOJİ

Mutlu Payaslıoğlu (TA2GW)
Mutlu Payaslıoğlu
Mutlu Payaslıoğlu
TA2GW

e-mail : ta2gw@antrak.org.tr
 
 
 
 
 

Sevgili Amatör arkadaşlarım ve Işık dostlarım, bu ay sizlerle yine dünya 
dışı yaşam ve UFO’lar hakkında bildiklerimi paylaşacağım. 

Geçen ayki yazımda 20-21 Şubat 1999 tarihinde İstanbul’da yapılan 
uluslararası UFO Kongresi’ne gideceğimi söylemiştim. Fakat belki de 
senede bir kez olabilecek bir olay nedeniyle bu seyahatimi 
gerçekleştiremedim. Bolu Dağı’ndaki karayolunun tıkanması ve 
açılmasına dair belirsizlikler olması bu kararı vermeme neden oldu. 
Arkadaşlarım biraz da dalga geçerek “Bu havada zaten UFO filan 
gelmez” demeleri benim üzüntümü biraz azalttı, ama zaten benim 
böyle bir beklentim yoktu. Tek beklentim dünyanın değişik kesimlerinden 
gelen insanlarla aynı ortamı paylaşmaktı. Neyse ki kongreyi izleyen 
arkadaşlarımızdan ve diğer medya kanallarından bilgiler aldım. İki gün 
boyunca çok büyük bir ilgiyle izlenen kongrenin bence en önemli 
gözlemlerinden biri halkımızın konuya olan ilgisinin çok fazla olmasıydı. 
Konuşulan konuların ve verilen örneklerin çoğunun özellikle bu konuya 
ilgi duyan kişiler tarafından bilindiği gözlendi. Fakat henüz bu işe yeni 
merak saranlar için faydalı olduğunu umuyorum. Bu konunun özelikle 
son 5-10 yıl içinde güncelliğini arttırması kitle iletişim kanallarında 
(TV, radyo, sinema, yazılı basın, Internet vs) daha yoğun ele alınmasıyla 
olmuştur. Her geçen gün gelişen iletişim teknolojileri ile azalan 
mesafeler bizi yoğun bir bilgi bombardımanına tutmaktadır. Eskiden 
bu konular birkaç bilim adamı ve amatör gözlemciler tarafından 
konuşulurken, şimdi sokaktaki adamın yaşamına girmiştir. 
Bu nedenle halk her geçen gün bu tip konulara karşı daha fazla ilgi 
göstermekte ve sorular sormaktadır. Gelişen merakın getirdiği önemli 
bir sorun ise konunun suistimal edilmesidir.

UFO’lar ve bunu inceleyen bilim adamları tarafından konulan adıyla 
UFOLOJİ gelişmiş ülkelerin uzun zamandan beri ilgi alanıdır. 
Başta A.B.D. ve Rusya olmak üzere pek çok ülke planlı ve programlı 
olarak bu işi organize etmektedir. Fakat UFO gözlemleri Türkiye’de 
dahil olmak üzere pek çok yerde yapılmaktadır. Burada biraz durarak 
konunun sınırlarını çizmek ve gerçeklere biraz bilimsel yaklaşmak 
gerekmektedir.

1- UFO veya UFO olarak algılanan cisimlerin ne olabileceği ülkelerin 
devlet politikaları içinde belirlenmiş bir araştırma konusu olmalıdır. 
Devletler bu işi bağımsız, tutucu olmayan bilim adamlarından oluşan 
uzman bir gruba vermelidir. Araştırma grubuna her türlü gözlem ve 
teknik imkan verilmelidir.

2- Araştırma grupları ülke içinde lokal bir network kurmalı ve sürekli 
birbiri ile haberleşmeli, gözlem raporları vermelidir.

3- Araştırma grupları uluslararası bağlantılar yapmalı ve bu tip grupların 
hepsi ile koordineli çalışmalıdır.

4- UFOLOJİ zor bir bilim ve araştırma konusudur. Bu konuyla 
ilgileneceklerin herşeyden önce ön yargılardan uzak ve objektif 
inceleme anlayışına sahip olması gerekir. Araştırmacıların, iletişim 
teknolojileri, fotograf ve film çekme, bilgisayar, astronomi, uzay 
çalışmaları, fizik ve jeoloji gibi bilimlerden anlaması gerekmektedir. 
Bu nedenle konuya açıklık getirebilecek kişilerin seçimi çok önemlidir. 
Aksi takdirde “Sapla, samanı birbirinden ayırmak” imkansız olur.

5- Bugüne kadar yapılan gözlemlerin %95’inin açıklaması bilim 
tarafından yapılmıştır. Fakat geri kalan kısım belirsizdir. İşte 
araştırmacıların her türlü gözleme açıklık getirecek bilgi ve donanıma 
sahip olması burada önem kazanmaktadır. Topluma konu tüm açıklığı 
ile anlatılabilir. Çünkü artık toplumlar daha bilinçli ve konuya hazırlıklıdır. 
Ani bir karşılaşmanın yaratacağı şoku düşünerek çalışmalar yürütülmeli, 
toplanan bilgiler artık gizlenmemelidir.

Bütün bunlar bence ideal olan yaklaşımlardır. Her ne kadar Türkiye’de 
halen işler biraz hafife alınıyor olsa da umut veren gelişmeler de vardır. 
Benim de üyesi olduğum Yükseliş( http://www.yukselis.org ) ve 
TUVPO( http://members.tripod.com/~ufolojist/default.html ) grupları ile 
Internet üzerinde sürekli iletişim halindeyiz. Burada Internet’in gücünü bir 
kez daha gördük. Paylaşımlarımızı arttıran ve hepimizi aynı bilgi 
seviyesine taşıyan bu organizasyonlar içinde olan ve bana her türlü 
yardımı yapan arkadaşlarıma da teşekkür etmek isterim. Bilimsellikten 
ve soru sormaktan uzaklaşmadan yapılan her türlü çalışmanın sonunda 
bir değer üretileceği kesindir. Konuya ilgi duyan arkadaşların bu liste ve 
web sitelerini takip ederek gerekli bilgilere ulaşacağını tahmin ederim.

Kurduğumuz çalışma grubunun yaptığı araştırmalar, yurtdışından gelen 
bilgi ve fotograflar ciddiyetle değerlendirilmekte ve tartışılarak bir sonuca 
varılmaya çalışılmaktadır. Internet’in verdiği bağımsız ve yoğun bilgi 
paylaşım ortamı bana “Bu evrende yalnız değiliz” fikrinden önce “Bu işle 
ilgilenen insanlar ne kadar fazlaymış” fikrini kazandırdı. Bunun sonucunda 
da yapılan gözlemlerin aslında ne kadar fazla olduğunu gördük. 
Bilgi paylaşım ağının bir üyesi olarak artık bu işe daha bilinçli ve bilgili 
bakabiliyorum. Umarım yakın bir gelecekte bu paylaşım artar. 
Sonuçta insanlar bir UFO avcısı olmak yerine iyi bir bilim adamı olmayı 
öğrenmelidir. İşin sansanyonel boyutlara taşınması, reklam amacı 
olarak kullanılması ve bilginin çarpıtılarak topluma verilmesi çok büyük 
bir hata olacaktır.

Şimdi özel ve güncel gerçeklerden daha genel gerçeklere bir uzanalım 
ve kendimize bazı sorular soralım. Açıkcası bu soruları ben kendime ve 
bazen de listemizdeki arkadaşlarıma soruyorum.

Geçen yazımda belirttiğim gibi soruların kökünde evrenin hareketi, 
büyüklüğü ve yaratılışı yatıyor. Bu kadar büyük bir evrende artık yalnız 
olamayacağımız gerçeği ile yüz yüzeyiz. O zaman evreni daha iyi 
incelememiz gerekmektedir. Dünya yörüngesine yerleştirilen uydular, 
güçlü teleskoplar ve gezgin uzay araçları bu işi çok iyi yapmaktadır. 
Her geçen gün evrenin oluşumu ve niteliği hakkında daha ilginç 
bilgilere ulaşıyoruz. Evrenin oluşumu hakkında “Sabit Evren Teorisi”, 
“Büyüyen Evren Teorisi” ve son olarak da her ikisini de içinde 
barındıran “Halografik Evren Teorisi” ortaya atılmıştır. 
Itzhak Bentov, “Kozmik Kitap” adındaki eserinde bunu son derece 
çarpıcı örnekler ile incelemiş. FM dalga bandında “ping noise” olarak 
adlandırılan sürekli sesin, evrenin bir patlama ile oluştuğunu ve bu 
sesin o patlamadan kalan ilksel enerji olduğunu göstermektedir. 
Her frekansı içinde barındıran bu sesin varlığının Bell Laboratuvarlarında 
iki radyocu tarafından tesadüfen bulunmasıyla, bir patlama ile 
başlayan ve sürekli büyüyen bir evren teorisi destek görmeye başladı. 
Yapılan araştırmalar ile evrenin 15 milyar yaşında, dünyamızın ise 
5 milyar yaşında olduğu tespit edildi. Bu veriler tabi ki şu anda geçerli 
olan teknik ekipmanlarımız ve bilgimiz ile söylediklerimiz. Konuya 
dikkatli yaklaşmamızın bir nedeni de dünya tarihine baktığımızda 
konunun birçok defalar ele alınıp yeni teoriler geliştirilmiş olmasıdır.

Evrenin yaratılış teorilerini incelerken gözlem yaptığımız yerin önemi 
vardır. Gözlemlerimizi içeriden yaptığımız için elimizdeki verileri, 
sürekli olarak devam etmeyen, bir defalığına meydana gelmiş büyük 
bir patlama sürecinin göstergeleri olarak olarak yorumluyoruz. 
Eğer herşeyi bir de dışarıdan gözlemliyebilseydik o zaman bunun 
sürekli olarak devam etmekte olan bir süreç olduğunu göreceğimiz 
söylenmektedir. Bu aynen ışığın yayılmasındaki dalga-parçacık 
ikilemine benzemektedir. Yaptığımız deneye göre ışık parçaçık veya 
dalga yayılımı ile açıklanabilmektedir. Yani gözleme göre iki farklı 
davranış sergileyebilmektedir. Aynı olayı Halografik Evren teorisinde 
de kullanılabilmektedir. Yani evren kişinin gözlem durumuna göre 
sınırlı ya da sınırsızdır. Bu teori, büyük patlama ile durağan konumdaki 
evren kuramlarını bir araya getirmektedir. Teoriye göre bedenlerimiz de 
dahil olmak üzere evrendeki herşey bir tek kozmik özden oluşmaktadır. 
Bizler, en uzak galaksideki atomlara sahibiz, bu nedenle de tüm 
evrenle ilişki içindeyiz. Evren birbirleri ve dolayısıyla da tüm evren ile 
ilgili bilgileri içeren tüm parçaçıkların birbirine bağlı olduğu halogram 
ya da parçaların birbiri ile iç içe olduğu bir yapıdadır. Evrenin en küçük 
parçasında bile evrenin tüm özelliklerini görmek mümkündür. İşte mikro 
kozmos ve makro kozmosun benzerliğini buradan açıklamak 
mümkündür. Eski kitaplardaki bazı sözleri hatırlayacak olursak :
“Hepimiz biriz”, “Yukarıda ne varsa aşağıda da o var”, “Tanrı 
içinizdedir”, “Evren bir kum tanesinin içinde saklıdır” ve “Enel Hak” 
türündeki mistik benzetmelerin halografik evren modelinin ışığı altında 
bakıldığında yeni anlamlar kazandığını görüyoruz. Herbirimiz, evrenin 
yapısı ve kaynağı ile ilgili tüm bilgileri içeren bu halogramın küçük 
birer parçasıyız. Bu nedenle kişiler farkındalığını arttırdığında kendi 
bilincini Evrensel Zihine yansıtarak tüm evren hakkında bilgi 
edinebilirler. Ürettiğimiz düşüncelerin başkalarının düşüncelerini de 
etkilemeleri ve dolayısıyla bunun tüm evrene yayılması söz konusudur. 
Bir insanın yaptığı ya da düşündüğü herşey evrensel hologramın bir 
parçası olur.

Bu teorinin açıkladığı bir şey de evrendeki herşeyin bir titreşim içinde 
olduğudur. Titreşen bilinçlilik fiziksel maddeyi yaratır. Bilinçlilik daha 
hızlı titreştikçe farklı türde parçacıklar ve maddeler yaratır. Herşey 
titreştiğine göre, herşeyin bir elektromanyetik alanı vardır. Bu alanlar 
çok yüksek frekanslı morötesi ışınımdan, çok düşük frekanslı kırmızı 
ötesi ışınıma kadar foton dediğimiz enerji kümeleri halinde 
görünürler (Günümüz bilgileri ile değerlendiriyoruz, düşüncenin ve 
sevginin de bir titreşim olduğunu fakat bu frekans aralıklarında tespit 
edilemediğini hatırlayalım). Bir fotonun enerjisine E diyecek olursak 
E=h.c/lambda formülüne ulaşırız. Burada h=evrensel planck sabiti, 
c=ışık hızı ve lambda=dalga boyudur. Fotonunun enerjisinin değişimi 
dalga boyu ile değişebilmektedir. O zaman dalga boyunun veya 
frekansın değişimi ile foton enerjisi sonsuz değişime uğrayabilir. 
Bugün bizim kullandığımız veya bilmediğimiz bir titreşim ile madde-enerji 
dönüşümlerini sağlamak mümkündür. Gelişmiş bir teknolojinin bunu 
yapabilmesi durumunda maddeyi çok hızlı bir şekilde enerjiye 
dönüştürmesi mümkündür. Hatta bu dünya için geçerli olan sabitlerin 
çok daha farklı bir şekilde kullanılması durumunda ışıktan hızlı hareket 
edebilmek bence mümkündür. 

Bu yeni teori ile dünya dışı yaşamın varlığı, niçin ziyaret ediliyoruz, 
nasıl buraya geliyorlar, ne kadar zamanda buraya geliyorlar, neye 
benziyorlar gibi bazı sorulara daha destekli yanıtlar arayabiliyoruz. 
Herşeyden önce halografik evren yaklaşımında evrende bize benzeyen 
humanoidler(insanımsı varlıklar) olabileceğini düşünebiliriz. Dünyanın 
yaşının evrenin yaşından çok daha küçük olması dünya yaşamından 
önce bize benzeyen varlıkların yaratılmış olabileceği varsayımını 
destekler. Dünyada özellikle son yıllarda yapılan nükleer denemelerin 
yaydığı radyasyon veya insanlar tarafından üretilen olumsuz düşünce 
formları sadece dünyamızı değil tüm güneş sistemimizi, samanyolu 
galaksimizi ve belki de diğer galaksileri de etkiliyor. Bu nedenle dünya 
dışı yaşam formlarının bir ilgi odağı olmamız mümkündür. Şu ana kadar 
varlıklarını hissettiğimiz fakat direk temas şeklinde, tüm toplumun gözü 
önünde olan bir olay olmadığı için resmen kabul edilmeyen 
ziyaretçilerimizin bize karşı olan ilgilerinin altında ne yatmaktadır? 
Teknoloji olarak bizden ileride oldukları kesindir. Fakat teknolojik 
alandaki gelişimlerini ruhsal boyutta gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini 
bilemediğimiz için bize zarar verip vermeyecekleri konusunda birşey 
söylemek mümkün değildir. Ben kendimizi onların yerine koymayı 
öneriyorum. Şu anda insanlığa bu teknolojik imkan verilse ve biz 
galaksiler arası yolculukları çok kısa sürelerde(Örneğin düşünce 
gücü hızında) yapabiliyor olsak ne yapardık? Önce kendimizden 
teknolojik açıdan veya ruhsal açıdan daha geride olan bir gezegene 
gitsek. Canlılar ile temas etmeden önce onları tanımaya çalışmaz 
mıydık? Hatta onları anlamaya, ne zaman zarar verip ne zaman dost 
olabileceklerini öğrenmeye çalışmaz mıydık? Daha sonra da bizden 
daha ileride olan bir medeniyete gidebilsek acaba ne isterdik, korkar 
mıydık, savaşır mıydık? İşte bu soruların cevapları bizim için ne kadar 
bilinmez ise, ziyaretçilerimiz için de aynı şey geçerlidir.

Benim özellikle dikkat ettiğim bir nokta da şimdiye kadar dünyamızı 
ziyaret ettiği tespit edilen veya söylenen varlıkların birbirine çok 
benzemesidir. Biçim olarak humanoid olmaları bende acaba başka 
şekilde varlıkların ilgisini mi çekmiyoruz gibi bir soru uyandırıyor. 
Ya da bunların görüntü olarak insanlara çok ters gelebileceği, 
korkabilecekleri düşünülerek gerçekler gizleniyor da olabilir.

Bir diğer konu da haberleşme, bizim ve onlar arasındaki haberleşme. 
Haberleşme sesle, sembollerle veya telepatiyle yapılabilir. Yine 
ispatlanmamış, fakat iddia edilen bilgilere göre bazı dünya dışı 
varlıkların sembollerden oluşan bir yazı dili olduğu söylenmekte. 
Kimbilir belki onlarla daha sıkı ilişki içinde olan A.B.D. bilim adamları 
bunu çözmüş olabilir. Benim düşüncem kullanılan semboller içinde 
bizim de çok iyi bildiğimiz bazı kadim sembollerin olabileceğidir. 
Dünyadaki yazı dillerinden özellikle Mısır sembol yazısının, Atlantis’i 
anlatan taş tabletler üzerinde kullanılan yazının veya Tibet rahiplerinin 
kullandığı eski sembolik yazının benzer formlar taşıyabileceğini tahmin 
ediyorum. Dünyada telepatik yetenekleri olan kişilerinde (medyum 
veya kanalların) doğrudan dünya dışı varlıklar ile temasa geçmemesi 
için bence bir neden yoktur. Özellikle yurtdışını takip edenlerin bildiği 
gibi bu konuda birçok kitaplar yazılmıştır. Son olarak da İzmir’li Derya 
Taşkıran olayını Türkiye’de yaşadık. Bu olayın ne kadar doğru olduğunu 
burada belki tartışmak hatalı olabilir ama bu kişinin iddiası dünya dışı 
varlıklar ile ilişkiye geçtikten sonra kendisine şimdiye kadar kimsenin 
bilmediği bir dilde yazılar yazdırılıyor olmasıdır. Ayrıca bu yazılarda 
dünya ile ilgili bazı bilinmeyen bilgilerin olduğu söylenmekte. Umarım 
gerçekten bunlar doğru olsun ve hepimiz bu bilgilerden faydalanalım. 
Fakat bu tip olaylarda çok dikkatli yaklaşmak ve kişinin gerçekten bu 
bilgileri alıp almadığını iyi araştırmak gerekmektedir. Yoksa spritüel 
alemde “Obsesyon” dediğimiz bir olayla da karşı karşıya olabiliriz. 

Konumuz oldukça geniş ve dallı budaklı. Dünya dışı yaşamın varlığını 
kabul ettirmeye yönelik bir kongrenin ardından şimdi burada söylenen 
bir söze takılmış durumdayım. “Çok yakın bir zamanda herkesin 
görebileceği direkt bir temas olacak ve hiç kimsenin artık bu olaydan 
bir kuşkusu kalmayacak”. Dünya tarihine baktığımızda bu söylemin 
birçok defalar tekrarlandığını gördüm. Sonunda ne oldu diyeceksiniz? 
Bu olaylar basına çok sık yansımadığı için bilemiyoruz. Sadece UFO’lara 
kavuşmak için tarikat intiharları olduğunda basın bu konuyla ilgilendiği 
için pek çok olay soru işareti olarak kalıyor. Tabi ki bu söylemde 
bulunanların akibetini de bilemiyorum. Belki de gerçekleri söyleyenler 
oldu ve onlar artık bu dünya üzerinde değil. İstediklerine kavuşmuş da 
olabilirler. Fakat toplumun bundan ne kazandığı sorusuna bir yanıt 
gelmiyor. Bir örnek giyinip topluca intihar eden tarikat üyelerinin de 
UFO kapılarından içeri alındığını hiç sanmıyorum. İşte bu olayın ne kadar 
suistimale açık olduğunun en güzel göstergesi bu tip olaylardır. Bilinçsizce 
yapılan, hiçbir bilimsel tutanağı olmayan bu davranışlar yüzünden birçok 
masum insan zarar görmektedir. Bu iş ile uğraşanlar, ister UFO’ların 
varlığını ve dünya dışı yaşamı kanıtlasınlar isterse bilimsel gerçeklerle 
çürütsünler, önemli olan bunu toplumla paylaşsınlar. 

Şahsi görüşüm dünya dışı yaşam vardır ve uzun bir müddettir kozmosun 
değişik yerlerinden gelen ziyaretçilerimiz tarafından incelenmekteyiz. 
Bu bizim için bir geçiş ve yükseliş sürecinin başlangıcına hazırlık olabilir. 
Yapacağımız ise sevgi ile yaklaşmak olmalıdır, kendimize, ailemize, 
çevremize, tüm insanlığa ve onlara. Sevgiden iradeye ilerlemek doğru 
ve güvenilirdir, onun için önce sevmeyi öğrenmemiz gerekir. Bütün 
sistem bunun üzerine kuruludur ve SEVGİ KOZMİK YASADIR. 

Çok sevdiğim bir şiirle sizlere veda ediyorum. 
Sevgi ışığınız aydınlığınız olsun.

İnsanlar var birbirinden uzak yad ellerde.

İnsanlar var birbirinden uzak aynı evlerde.

İnsanlar var birbirine dost tüm ülkelerde.

İnsanlar var birbirini sever SONSUZ EVRENDE.
 
 

Mutlu Payaslıoğlu