Tüm televizyon üreticileri LCD
teknolojisinin belini büken hızlı sahnelerdeki bozulmayı düzeltmek için saniyede
gösterilen kare sayısını ikiye katlıyor ve 120'ye çıkartıyordu. Sharp'ın
108-inç, yani 274 ekran (evet, 274 ekran) LCD televizyonu, geleceğin
plazmadan kesin olarak LCD'ye geçtiğinin kanıtı olarak gösterilirken, plazma
üreticileri ise siyahların daha siyah, renklerin daha güzel olduğu plazmaların
fiyat avantajı sayesinde henüz piyasadan silinmeyeceğini göstermeye çalışıyordu.
Sharp’ın yeni televizyonunun piyasaya sürülmesine dahi ihtimal vermeyenlerin
dayanak noktası ise Panasonic’in 103-inç plazmasının 70.000 dolarlık etiketi.
Kaba bir hesapla Sharp’ın televizyonunun 250.000 dolar gibi bir satış fiyatı
olmasını bekleyebiliriz.
Sony, Playstation 3'ün gecikmesinin
faturasını öderken Blu-ray, HD-DVD, EVD tartışmaları hız kazanıyordu. Çin
hükümetinin standart olarak dikte ettirmeye çalıştığı EVD'yi engellemek için
HD-DVD mi, Blu-Ray mi sorununa çözüm getirmeyi hedefleyen, yarı-ütopik ürünler
ie oldukça ilginçti. LG'nin 1199 dolarlık Super Multi Blue ürünü her iki
disk biçemini de okuyabilirken, Warner Bros, diğer açıdan yaklaşarak filmleri
Total HD olarak adlandırdıkları tek bir diske filmin hem Blu-ray, hem de HD-DVD
sürümlerinin sıkıştırmayı başarmış.
Benim en beğendiğim gelişme ise CES öncesi
duyurulan fuel cell teknolojisinin nihayet taşınabilir bilgisayarlarda
kullanılabilir bir şekil almasıydı. Yine Samsung araştırmalarının bir sonucu
olan 1200-vat-saat fuel cell pillerle, haftanın beş günü ortalama sekiz saat
çalışan bir bilgisayarı, tam bir ay boyunca şarj etmenize gerek kalmayacak.
Hidrojen ve oksijen elektrolizi prensibine dayalı teknoloji aynı zamanda
pillerin çevreye verdiği zararı en aza indirgiyor. Samsung bu teknolojiyi, bu
sene içerisinde cep telefonlarında kullanmaya başlayacak. Belki (ve umuyorum) bu
gelişme küresel ısınma için kurtuluşun öncü adımlarından biri olacak. Çevre
konusunda biraz zayıf kalan ve bacak kavuran taşınabilirlerde ısrar eden
Apple’ın kısa sürede fuel-cell kullanımına geçmesi gerçekten büyük bir
gereksinim. Bir hafta boyunca şarj gerektirmeden ve ısınmadan sürekli
kullanabilecek bir bilgisayara fazladan 500 dolar verecek çok insan tanıyorum.
Özetle CES son derece yoğundu ancak o kadar
da sıradandı. Her şey ama her şey biraz daha gelişen bir şeydi.
İnsanların istediği ise kullanılan teknolojinin değil, satın aldıkları
cihazların kullanılabilirliğinin gelişmesi. Bu beklentinin karşılığı ise ise
aynı günlerde Las Vegas'tan 900 kilometre ileride başka bir şehirde, San
Fransisko'da, gösterimdeydi. CES'te yer almayan tek dünya elektronik devi
Apple'ın yıllık Steve Jobs gösterisi için bütün basın ve sektör harekete
geçmişti. Steve Jobs ne duyuracaktı?
Intel'in patronu Paul Otellini bu gösteride yerini
alırken, CES'ten kaçamak yapıp gelenler arasında bulunan Panasonic Kuzey
Amerika'nın patronu Yoshi Yamada, "bu gösteriyi gözlerimle görme şansını
kaçıramazdım" diyordu.
Steve Jobs ilginç bir yaklaşımla ilk kez MacWorld'de
Mac’lerden bahsetmek yerine, "bugün tarihte bir sayfa açma için
buradayız" diyerek, tam CES'e uygun iki yeni ürün duyurdu. Çıkacağı Eylül'de
açıklanan Apple TV (eski adı iTV) ile uzun süredir beklenen ve adının ne
olacağına avukatların karar vereceği iPhone...

Apple TV, aslında çok basit bir cihaz. Televizyonunuzun
yanına koyuyorsunuz, televizyonunuzun yetenekleri çerçevesinde uygun arayüz (HDMI
(video ve audio), Component video, optik ses, analog RCA stereo) bağlantısını
yapıyorsunuz, bilgisayarınızın yetenekleri çerçevesinde bağlantıyı kuruyorsunuz
(10/100BASE-T Ethernet, 802.11n wi-fi) ve bilgisayarınızdaki her tür medyayı
(film, fotoğraf, müzik) kablolu ya da kablosuz olarak televizyonunuzdan
izleye/dinleyebiliyorsunuz. Bilgisayarınızla, iTunes yazılımı aracılığı ile
tıpkı bir iPod gibi eşleyebileceğiniz Apple TV’nin 40GB diskinde binlerce resim,
şarkı ve onlarca film saklayabiliyorsunuz. Ya da herhangi bir Mac/Windows
bilgisayardan kablolu/kablosuz canlı yayın yapabiliyorsunuz. Apple’ın icat
ettiği bir teknoloji var mı? Yok. Apple’ın yaptığı sadece mevcut teknolojileri
bir araya getirip kullanılabilir kılmak.

iPhone belki daha da basit. Artık cep
telefonunuz 4 GSM bandında telefon edebilmenizin yanısıra interneti aynen
bilgisayarınızda olduğu gibi kullanmanızı, e-postaları bilgisayarınızdaki gibi
alıp göndermenizi (hatta push e-posta ile bir adım ötesini) sağlayacak.
Bunları yaparken elinizin altında tam donanımlı bir iPod müzik çalar, wi-fi
üzerinden yedeklenen 2.5G olarak adlandırılan EDGE internet bağlantısı bulunacak.
Belki de en önemlisi cep telefonunuzun üzerinde hiç bir tuş olmadığı için, her
şeyin altındaki temel yapı taşı olan OS X üzerinde geliştirilebilecek
uygulamalar sayesinde telefonunuzun özellikleri zaman içerisinde artabilecek.
Yani bugün aldığınız telefonu, üç gün sonra atıp yenisini almanız gerekmeyecek.
Telefonun görünümü ya da içerisinde kullanılan teknoliji tabii ki sürekli olarak
gelişecek, ancak bu gelişim sürecinde telefonunuz en azından teknolojik açıdan
demode olmayacak. Yani sürekli güncel kalabilecek. Unutmayın bir donanımı
kullanılabilir kılan şey arayüz ve yazılımdır. Çoğu donanımda arayüz sabit
olduğu için yazılım ile değişebilecek çok şey yoktur, ancak arayüz iPhone’da
olduğu gibi tümüyle yazılım ile değişebiliyorsa miras bırakabileceğiniz bir
donanıma sahip olabilirsiniz.
Örneklemek gerekirse, bugün
bilgisayarlarınızın tek girişinin klavye ile olduğunu düşünün, yani fare denilen
ve Apple tarafından bizlere kullandırılan cihazın olmadığını. Bugün
bilgisayarınızı fare olmadan kullanmayı deneyin isterseniz, ne demek istediğimi
ve Apple’ın yarattığı farkı daha iyi anlayacaksınız.
CES’e geri dönersek Samsung muhteşem bir
telefon/mp3 çalar olan Ultra Music ile telefon/video çalar ikilisi olan Ultra
Video’nun (ITU’de ilk duyurusu yapılmıştı) tanıtımı yaptı. Çift taraflı LCD
teknolojisini kullanan F300 ve F500 cihazlarının farklı işlevlerde iki ayrı ön
yüzü var. Çok kibar, çok şu, çok bu… Ama bu tür bir ürünün sonu genelde hep
aynıdır: Çoğu özelliği kullanıcısı tarafından bilinmeden/kullanılmadan, en çok
bir kaç yıl içerisinde bir köşede paslanmaya terkedilmek. Fark ne? Kullanıcı
arayüzündeki zorluklar ve gelişememek. Bu telefonu geliştirmek kimsenin elinde
değil. Gelişmişini istiyorsanız 8 ay sonra F700 ya da F510 (ne olursa) almak
durumundasınız. Bu kadar basit. Microsoft’un Vista kullanmak isteyenler için
yaptığı da benzer bir şey aslında. Elinizde bir bilgisayar var; zamanında yüklü
bir para vererek almışsınız; XP ile son derece rahat çalışıyorsunuz; Microsoft
Vista diye bir şey duyuruyor ve çeşitli yöntemlerle Vista’ya geçmeniz için sizi
zorlamaya başlıyor; kararı veriyorsunuz; ciddi bir para ödeyerek Vista satın
alıyorsunuz (ya da telif hakkı kaçamağı yapıyorsunuz); yüklemek için ruhunuzu
teslim ettikten sonra, bilgisayarınızın öksürmeye başladığını, bazı ek
donanımlarınızın çalşımadığını görüyorsunuz. Gerisi hep bildiğiniz hikâye. Ben
halen geçen yüzyıldan kalma bir Power Macintosh G3/350’ü evde her gün düzenli
olarak Mac OS X Tiger ile kullanıyorum. Üzerindeki işletim sistemi ve
yazılımlar iş bilgisayarımla aynı. Gerçekten öksüren tek şey Virtual PC üzerinde
Windows XP kullanmak, bir de DVD’lerimi DiVX’e çevirmek. Unutmayın bu bilgisayar
1999’dan kalma. Dünya üzerinde geçen yüzyıldan kalan kaç tane bilgisayara, hiç
bir güncelleme yapmaksızın Windows Vista yüklenip kullanılabilir sizce?
Ben cevap vereyim: sıfır.
İster inanın ister inanmayın ama CES'teki
2700'ü aşkın firmanın, milyonlarca ürünü, Apple'ın yalnızca iki ürünü ile arka
plana itildi. Amerikan deyimiyle "Apple şovu çaldı." CES’te de her firma aynı
şeyi konuşurken bu nasıl oldu peki? Apple, tıpkı 1984’te Macintosh ya da 2001’de
iPod ile olduğu gibi, yoktan bir şey var etmedi, ya da yeni bir şey icat etmedi.
Apple sadece teknolojiyi sıradan kişilerin kullanabileceği hale getirmek üzerine
kurulu bir şirket. Ancak karmakarışık komutları ezberleyerek iş yapılabilir
bilgisayarı hepimizin kullanabileceği hale getirdi. mp3 çalar denilen cihazları
müzik çalar olarak herkesin kullanabileceği ve keyif alacağı şekilde yeniden
konumlandırdı. Şimdi de herkesin sahip olduğu, ancak çoğu özelliğinden
yararlanamadığı ya da yararlanmayı beceremediği cep telefonunu kolay ve zevkle
kullanılabilir bir şekle çeviriyor.
iPhone asla bir teknoloji canavarı değil.
Son derece muhteşem ayrıntıları olan ve tümüyle kullanılabilirliğe yönelik bir
cihaz. Daha önce Apple teknoloji canavarları ile yaşadığı sorunu yaşamak
istemiyor. Newton piyasaya çıktığında piyasada kabul edilemeyecek kadar
gelişmişti. Apple o dönemde bunu göremedi; ancak şu anda hatalarında güzel bir
ders almış gibi. Kullanılmayacak bir özellik koymamak için elinden geleni yapmış
ve bu uğurda bazı teknolojileri kullanmamayı tercih etmiş. Örneğin, 3G tabir
edilen cep telefonu şebekesi üzerinden hızlı veri alışverişini kullanmak yerine
daha ince ve uzun pil ömürlü bir telefon yapmayı ve veri alışverişini, ağırlıklı olarak,
genelde ücretsiz olan Wi-Fi ağı üzerinden yapmayı tercih etmiş. Bu kimine göre
bir eksiklik; ancak kaçımız bugün 3G servislerinden yararlanıyoruz? Kaçımız
önümüzdeki iki yıl içerisinde internetten canlı televizyon izlemek için para
vermek konusunda hevesli? Belleği az diye eleştirenler var. Evet az. 4GB ya da
8GB az. Ama ne için az, kim için az? Kaçımızın sürekli olarak elinin altında
tutmak istediği ve yasal olarak satın aldığı 4GB yer tutacak, yani 1000
parçalık müzik arşivi var? Kaçımızın yanında taşımak istediği 10.000 fotoğraflık
bir albüm var? Kaçımızın tüm e-postalarının kapladığı yer 4GB? Ekrandaki tuşlar
küçükmüş. Kaçımızın parmakları 150 kiloluk bir insanın parmaklarından daha kalın?
Bellek ne olursa olsun, olumsuz bakmak isteyenlere asla yetmeyecektir. Yettiği
gün ise şikayet bellidir: “Bu kadar bellek koyacaklarına boyutlarını
küçültmeyi ya da pil ömrünü uzatmayı deneyebilirlerdi.”
Henüz teknik özellikleri bile açıklanmayan,
üretim izni dahi alınmayan piyasaya çıkmasına Amerika’da 6 ay, Türkiye dahil
Avrupa ülkelerinde 9-12 ay olan bir telefon etrafında fanatik taraftarlık ya da
düşmanlık yaratılması ise altı çizilmesi gereken noktalardan birisi. İlk iPhone
çıksın. Daha ilerideki modellerde 3G, 4G, 200GB, 802.11z, fuel-cell, Core X,
VoIP gibi teknolojiler de gerektikçe yerini alacaktır. Ancak şu anda önemli olan
Synaptics’in dokunmatik arayüz teknolojisi...
Sorun aslında hep aynı. Asi çocuk Apple,
rakipler tarafından pek sevilmiyor ve sürekli mercek altında. Doğal olarak
Apple’ın açıklaması sonrası bir anda bütün antenler Apple üzerine çevrildi ve
Apple'ın yeni rakipleri hisse senetleri tepetaklak giderken savunma ateşine
başladılar. Her tür yöntemle saldıran rakipler, benim görüşüme göre önce iPhone
adının kullanım hakkını Apple'a vermek üzere olan Cisco'yu kullanarak Apple
hakkında isim hakkı davası açtı ki bence bu Apple için iyi bir şey.
Anlaşmazlığın altında güya iPhone’un VoIP kullanmaması (yani Skype gibi
servislerle internet üzerinden ücretsiz konuşmaya izin vermemesi, ki bunu dahi
resmen açıklamadı) yatıyor. Yani her IP servisinden Cisco güya pay
alacağı için işine gelmiyor. Tabii ki iPhone adının da değeri geçici olarak
arttı. Ancak iPhone adı çok eskidi ve yoruldu. Apple henüz bu isimde bir ticari
ürün çıkarmadığı için iPhone adını yasal olarak kullanabilir. Daha sonra
yasaklanacağını bilse dahi, Apple önümüzdeki 5 ay boyunca iPhone adının
etrafındaki davalaşmanın getirdiği haberlerin gürültüsünü reklam olarak
kullanarak, ilk ürününü Apple Phone olarak duyurduğunda Cisco’nun elinde
yıpranmış ve “olsa da olur, olmasa da olur” bir isim kalacaktır.
Nihayet Apple hakkında küllenen ve bitmek üzere olan stok
skandalına körük tutularak, Steve Jobs'ı mahkum ettirme savaşı açıldı. Belki de
sizler bu yazıyı okuyana kadar Steve Jobs'ın ipini çekmeyi başaracak olanlar,
teknoloji ile insanlar arasında kurulabilecek köprüleri sağlamlaştırmadan,
yıkılabilir tutarak para kazanan bir geleneğin koruyucusu. Şu anda Steve Jobs'ın
kellesi ve koltuğu ciddi anlamda tehlikede. Steve Jobs'ın avukatlığına soyunacak
değilim, ancak böyle bir sesi susturmak insanlık için bir kayıp olacaktır
düşüncesindeyim.
Steve Jobs önderliğindeki Apple, teknik özelliklerin bir
adım üzerinde bir şey yapıyor, kullanılabilirlik sunuyor. Bir bilgisayarın
işlemcisinin daha hızlı olması, bilgisayarı hızlandırır mı? Bir telefonunun? Ya
da şöyle düşünün; iki bilgisayar olsun yanyana, ikisinde de bu yazı gibi bir
düzyazı yazılacak. Bilgisayarlardan birisi ilk seri Pentium işlemcili ve Windows
95 ile çalışıyor. İkinci bilgisayar ise 16 adet 8GHz Xeon işlemci, 32GB ana
bellek, 1GB görüntü belleği ve 8TB diski ile parıl parıl parlıyor. Hangisinde
daha hızlı yazarsınız?
Son bahsetmek istediğim konu ise iPhone’un Apple için ne
kadar tehlikeli bir ürün olduğu. iPhone, özellikle Steve Jobs devreden
çıkarılabilirse Apple’ı yok edebilir. Apple bir anda Microsoft’un yanısıra Palm,
RIM (Blackberry), Nokia, Sony-Ericsson, Motorola, Samsung’un da rakibi oldu.
Bunlardan en büyük tehlike altında olan benim görüşüme göre Palm, RIM, Nokia ve
Motorola. iPhone üzerinde gerçek bir işletim sistemi çalıştığı için rakipler
arasına Dell, HP gibi PC üreticileri ve bir kez daha Microsoft da katılıyor.
Zira iPhone ile yapabilecekleriniz, ortalama bir bilgisayar kullanıcısının
ihtiyaçlarının tahminen %95’ini karşılayacak kadar geniş bir yelpazede. Steve
Jobs’ın gösterdiklerinin hepsini kullanabileceğim (bazı özellikler için GSM
operatörünün işbirliği gerekli) bir telefona bir iki ufak uygulama da
eklenebildiğinde bütün gün yanımda bilgisayar taşımamı gerektirecek hiç bir şey
kalmaz.
İlk etapta pazarın yalnızca %1’ini hedefleyen Apple,
yüksek fiyatıyla daha önce cep telefonu kullanmamış olanları değil, aksine çok
iyi kullanmış olanları hedef alıyor. Yani yıllardır telefondan telefona saç baş
yolarak geçen, her geçişte saatlerce adres defteri düzenleyen, ayar yapan, sorun
yaşayan ve artık huzur arayan kullanıcıları. Bu kullanıcıların çoğu kendi
başlarına iPod ya da müzik/video çalar alıp kullanmak isteyecek kişiler değil.
Apple bir yandan iPod’u bu insanların cebine sokmanın yolunu bulurken, öte
yandan tüm bu rakiplere yıllardır yapmaya çalışıp başarısız oldukları “iPod
katili” yani iPod’u tahtından indirecek ürünün ne olduğunu da anlatmış oldu.
Şimdi rakiplerin önünde 6 ay var ve inanın şimdiden deli gibi çalışıyorlar.
Apple iPhone ile başarılı olamasa bile insanların sürekli yanlarında taşımak
istedikleri bir cihazın nasıl olması gerektiğini detayları ile açıklamış oldu.
iPhone’un 200’ün üzerindeki patenti, en azından başlangıçta, kesinlikle bir çok
şeyi koruma altına alacaktır ancak Apple’ın geleceği OS X ve iPod ile olduğu
gibi sürekli çıtayı yükseltmesi ile mümkün olacaktır. iPhone tam anlamıyla bir
iPod katilinin tarifi.
Nihayet Apple Computer, Inc adından Computer lafını
silerek, tarihe gömdü. 2007’den itibaren yoluna Apple, Inc. olarak devam edecek.
Bu da Apple’ın yeni yönünün bilgisayar değil kullanılabilirlik ürünleri
olduğunun en somut göstergesi. Bir cihazı kullanmak için bakmamız gereken
kriterleri değiştirmemizin zamanı geldi. Evinizdeki mikrodalga fırının
işlemcisinin ne olduğunu ve hızını biliyor musunuz? Peki bunu bilmeniz
gerektiğini düşünüyor musunuz?
Tunç AKMAN / Paris