Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz. Editör Burçak Çubukçu'ya bu adresten ulaşabilirsiniz


İnternette İlk 
Türk Amatör Telsiz Gazetesi

EVRENSEL IŞIK - 11

UFO FENOMENİ VE KAPADOKYA

Mutlu Payaslıoğlu (TA2GW)
Mutlu Payaslıoğlu
Mutlu Payaslıoğlu
TA2GW

e-mail : ta2gw@antrak.org.tr
 

Sevgili Amatör arkadaşlarım ve Işık dostlarım, bu ay sizlerle UFO Fenomeni
hakkında bildiklerimi ve düşüncelerimi paylaşacağım. Ama öncelikle tam 
1 yıldır yayın hayatında olan ve benim de 11. yazımı yazdığım sevgili 
ANTRAK GAZETESİ’ne emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür etmek 
ve kutlamak istiyorum.

Ünlü araştırmacı-yazar-bilim adamı Carl Sagan’ın meşhur eseri 
“Kozmos, Yaşamın ve Evrenin Sırları” adlı kitabından bazı alıntılar 
yaparak başlayalım.

Yeryüzünün enginliğini zihnin kavrayabildi mi?
Işığın evrendeki adresini biliyor musun?
Peki, ya karanlığınkini..?
                                                     -Eski Kitaplardan-

Bu kısa ama özlü söz bile engin uzayı ve onun sonsuzluğu içinde kaybolup 
giden bizi derin düşünceler içine itmektedir. Uzay, derin sonsuzluğu ve 
karanlığı içinde sakladığı gizemleri ile insanoğlu var olduğundan beri ilgi 
odağı olmuştur. Hatta insanlar günlük yaşamlarını ve geleceklerini uzayın 
derin karanlıklarını inceleyerek oluşturmuştur. Yıldızlar, gezegenler, kara 
delikler, kuyruklu yıldızlar için kimi zaman araştırmalar yapmış, kimi 
zaman efsaneler yaratmış, kimi zamanda hayatımızı yönlendirecek 
kadar onlara bel bağlamışız. Bu derin sonsuzlukta bizi etkileyen nedir? 
Hangimiz bir gün gecenin karanlığında kafamızı kaldırıp bu sonsuz 
evrene baktığımızda sorular sormadık? Hangimiz acaba bu engin 
sonsuzlukta küçük bir nokta olan koca gezegenimiz dışında neler 
olduğunu merak etmedik? Bence hiçbirimiz. Çünkü insanın derin 
merakı ve araştırma güdüsü bu soruları da sormak zorundadır. Sonra 
pek çoğumuz “yahu bu iş beni aşar” deyip yan gelip yatmışızdır. 
Çünkü aradığımız yanıt belki duymaktan korktuğumuz bir yanıttır. 
Evet yalnız değiliz ve birgün daha net bir şekilde bizimle irtibata 
geçecekler. İşte bu gerçeği kabul edip etmemek belki de bizi korkutuyor 
ve kaçmamıza neden oluyor. Fakat korkmayanlar da var.

Şimdi Kozmos nedir ve biz neredeyiz bir bakalım. Kozmos, olmuş veya 
olan ya da olacak her şeydir. Kozmos “düzen içinde bir evren” anlamında 
kullanılan bir Yunanca sözcüktür ve bir bakıma “karmaşa” anlamına gelen 
Kaos’un karşıtıdır.

Kozmos’un mekan ve zaman boyutları her insanın anlayış sınırları içine 
girmez. Üzerinde barındığımız yerküre, başsız ve sonsuz bir enginlikte 
kaybolmuş minicik bir gezegendir. Nerede olduğumuzu merak edenler 
için iyi bir haber, 31.Ocak.1999 Sabah Gazetesi 17. sayfayı okumalarını 
öneririm. Ne yazık ki Sabah bu haberi Internet'teki sayfasına koymamış 
fakat ekteki adreslerde konuyu destekler yönde haberler bulunmakta. 
http://garildi.sabah.com.tr/cgi-bin/sayfa.cgi?w+30+/yenisabah/9710/29/t/d05.html
http://garildi.sabah.com.tr/cgi-bin/sayfa.cgi?w+30+/yenisabah/9802/23/t/d03.html

Kozmos’da bizimde içinde bulunduğumuz Samanyolu galaksisi gibi 
yüzmilyar galaksi vardır. Her bir galakside de ortalama yüzmilyar yıldız 
vardır. Bütün galaksilerde en az yıldız kadar gezegen olduğu 
varsaydığımızda bile karşımıza akıl almaz sayıda gezegen çıkmaktadır. 
Şimdi düşünelim; niçin tüm uzayda tek bir yıldız, yani Güneş ve üzerinde 
insanların yaşadığı tek bir gezegene hayat veriyor olsun da, başka 
olasılıklar bulunmasın? Niçin Kozmos’un ücra bir köşesinde yaşama 
mutluluğuna yalnız bizler ermiş olalım? Ve niçin başka yaşam formları 
olmasın ve bizi ziyaret etmesin?

Öncelikle bir olayın olabilmesi için olasılığının olması gerekmektedir. 
Eğer yukarıdaki soruların cevaplarını bulabildiyseniz şimdi daha güncel 
ve üzerinde çalışılan bazı konulara gelelim. Bizim kısaca UFO
(Unidentified Flying Object) olarak adlandırdığımız tanımlanamayan uçan 
cisimler ve içindeki yaşam formları “evrende yalnız mıyız?” sorusunun 
yanıtını verecektir. Bu konu özellikle son zamanlarda hepimizi daha 
çok meşgul eder oldu. Bunun bence 3 önemli nedeni var. Birincisi 
gelişen teknolojinin bizim algı alanlarımızı ve tarama çeşitlerimizi 
geliştirmesi. Bunun sonucu belki daha önce elde edemediğimiz verilere 
ve delillere kavuşmamız. İkincisi medyanın bu konuya daha fazla ilgi 
göstermesi. Bunun sonucu TV, radyo, telsiz, Internet, gazete gibi çok 
değişik haber kaynaklarından bilgiler almamız. Burada özellikle 
vurgulamak isterim ki dünyada UFO gözlemleri yapan ve sesler 
kaydederek bilgi toplamaya çalışan insanların büyük bir bölümü amatör 
telsizcilerdir( http://www.ufoinfo.com/hamradio.shtml ). Bazen de 
amatör telsizciler yapılan gözlemleri bildirenlerin konuşmalarına tanık 
olmaktadır. Tabi ki bunların neredeyse tamamı saklanmaktaydı. 
Fakat günümüzün şartları gereği bilgiyi paylaşma duygusu artık bu tip
olayların su üzerine çıkmasını sağlamaktadır. Son olarak bence şu ana 
kadar yapılan temasların neticesinde insanlığın “Üçüncü Türle” 
karşılaşmaya daha hazır olduğu düşünüldüğünden temas sayısı 
artmaktadır. Bundan 30 yıl önce bir UFO görmenin yarattığı heyecan 
ile bugün UFO görmenin yarattığı heyecan arasında büyük farklar 
vardır. Belki de çocuklarımız birgün UFO gördüklerinde bizim verdiğimiz 
tepkileri vermeyecek ve bizim kadar heyecanlanmayacaktır. Çünkü 
insanlık kültürü bunu kabul etmeye başlamıştır.

Olayı bilimsel yaklaşımla ele almaya çalıştığımızda nelerle karşılaşıyoruz. 
Bilim der ki, bilimsel gerçeklerle ispatlanamayan, deneylerle sonucu 
alınmayan hiç birşey bilimsel olamaz, dolayısıyla kabul de edilemez. 
Evet bilim adamlarının bir bölümü(Her geçen gün azalmakla beraber) 
bu söylemde bulunmaktadır. Bir grup bilim adamı ise işe burun 
kıvırmadan araştırma yapmaya, dinlemeye, gözlemlerde bulunmaya 
devam etmektedir. Bugün bilim UFO olarak yapılan gözlemlerin %95’ni 
başka nedenlerle açıklamasını yapabilmektedir. Ama %5’lik bir bölümü 
halen açıklanamamaktadır. Bence bilimin aynı zamanda şunu da demesi 
gerekmektedir. Eğer bir şeyin varlığını açıklamakta %5 gibi bir oranda 
belirsizlik varsa, olurluğu inatçı bir şekilde red edilmemelidir. Çünkü 
belki şu anda elimizdeki teknik olanaklar ve bilimsel teoriler ile %5’ni 
görebildiğimiz olayların arkasındaki gerçekler tahminlerimizin de 
ötesinde olabilir. Hem böyle olmasa bugün teknoloji devi A.B.D. niçin 
uzay araştırmalarına milyarlarca dolar para harcasın? Devletin bütçesinin 
çok önemli bir bölümü bu tip projelere aktarılan kaynaklara gitmektedir. 
Bu bence bir şeyin varlığını gösteren en önemli delillerden biridir. 

UFO olayına karşı çıkan bazı bilim adamlarının en büyük savlarından biri 
de bizi ziyaret edecek yaşam formlarının, ışık hızıyla bile gelseler bunun 
çok uzun bir zaman alacağını ve buna dayanılmasının mümkün 
olamayacağını söylemeleridir. Bu konuda UFO araştırmacılarının 
teorilerinden biri de “solucan delikleri” dir.
http://garildi.birnumara.com.tr/cgi-bin/sayfa.cgi?w+30+/aktuel/9806/18/t/t11.html
Örneğin yukarıdaki linkte verilen haberde son zamanlarda çok tartışılan 
solucan deliklerinden bahsedilmekte. Bu teorinin gerçek olması 
durumunda evrende binlerce ışık yılı uzakta bulunan başka yaşam 
formlarının galaksimize ve dünyamıza gelememesi için hiçbir neden 
bulunmamaktadır. Çünkü bu teori ile uzaklıklar adeta bir by-pass 
yöntemiyle geçilmekte ve uzay/zamandan bağımsız ve bizim henüz 
kullanmayı bilemediğimiz zaman yolculukları yapılabilmesi mümkün 
olmaktadır.

Medyanın UFO olayını son zamanlarda ne kadar çok işlediğinden 
bahsetmiştik. Şimdi çok yakın zamanımıza bakalım. Gerek Türkiye, 
gerekse diğer ülkelerde son yıllarda yapılan TV programları, yüksek 
bütçeli Hollywood filmleri ve traji yüksek dergi-gazetelerde konunun 
ne kadar çok ve değişik şekilde ele alındığını bir düşünün. Bunun 
sayısındaki artışın insanları da bir beklentiye soktuğunu kabul etmek 
gerekiyor. Bu sene Şubat ayının 20-21 de İstanbul’da yapılacak olan 
Türkiye 1. Uluslararası UFO Kongresi de bu gelişimler sonucunda 
ortaya çıkan bir olaydır. Bu kongreyi izlemek için gazetemiz yazarı 
olarak gitmeyi planlıyorum ve orada bulunup son gelişmelerden sizi 
Mart ayı sayısında haberdar edeceğim. Her ne kadar basın bu konuyu 
abartılı bir şekilde yansıtacak olsa da, her kongrenin kapı arkalarında 
kamuya yansımayan çok daha ilginç bilgiler bulunmaktadır..!

Türkiye’de UFO konusunda araştırma yapan değişik gruplar ve 
dernekler de bulunmaktadır. Bunlardan şu anda en günceli 
Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi olarak faaliyetlerini 
sürdüren dernektir. Kongreyi de organize eden derneğin 
e-mail adresi : ufotr@netone.com.tr  dır. Ayrıca UFO konusunda en 
önemli kaynaklardan biri Internet üzerinde bir çalışma grubu olan 
TUVPO(Türkiye’de UFO ve Paranormal Olaylar) sayfası ve listesidir. 
Aşağıdaki adresten sayfayı ve verdiği linkleri ziyaret etmenizi tavsiye 
ederim.
http://members.tripod.com/~ufolojist/default.html
Dünyada bu konudaki en iyi kaynaklardan birisi de:
http://www.ufoinfo.com  adresidir.

Bunun dışında Fenomen dergisinin editörü Ata Nirun ve araştırmacı 
Bülent Kısa’nın Fenomen dergilerinde değişik zamanlarda yayınlanmış 
yazılarını okuyabilirsiniz. Özellikle Fenomen dergisinin Ekim, Kasım, 
Aralık 1998 ve Ocak 1999 sayılarında UFO’lar ve Türkiye’deki gözlemler 
hakkında çok ilginç yazılar bulabilirsiniz. Bu sayılardan Ekim 1998 ve 
Ocak 1999 sayılarında Kapadokya bölgesi yakın takibe alınmıştır. 
Bilindiği gibi bu yöre gerçekten çok ilginç bir doğaya ve mistik bir 
yapıya sahiptir. Gazetemiz yazarlarından Ali Akyol’un da bahsetmiş 
olduğu gibi Antrak üyesi bir grup arkadaş yılbaşı tatilini Kapadokya 
bölgesinde geçirmeye karar verdik. Bunu yaparken asıl amacımız 
dinlenmek ve şehrin kalabalığından uzaklaşmaktı fakat bölgede daha 
önce yapılan gözlemler ve anlatılan hikayeler nedeniyle de ikinci 
amacımız adeta UFO gözlemi yapmak oldu. Ali arkadaşımın anlatmış 
olduğu olaylar her ne kadar biraz abartılı olsa da akşam şömine 
başında yaptığımız derin sohbetlerde aradığımızı bulduğumuzu 
düşünüyorum..? Antrak içinde bulunan arkadaşlarımızın da bu konuya 
en az benim kadar ilgi duyduğunu ve hatta geçenlerde bir 
arkadaşımızın Ankara üzerinde henüz çözemediğimiz çok ilginç bir 
gözlem yaptığını da söylemek gerekmektedir. TUVPO listesine bu 
olayı bildirdiğimizde ise bize çok ilginç bir bilgi ilettiler. A.B.D. aynı 
gün ve saatlerde dünyamızın elektromanyetik alanını sürekli takip 
eden gözlemcilerin manyetik alanda açıklayamadıkları bir takım 
olaylar olduğunu (belgeleriyle birlikte 
http://members.aol.com/phikent/orbit/orbitback16.html ) bildirdiler. 
Bunlar tabi ki gerçek bir fotograf veya film kadar etkileyici olmayan 
kanıtlar ama yine de üzerinde düşünülmesi ve en önemlisi de 
araştırılması gereken konulardır. Aynen şimdiye kadar Aksaray ve 
Kapadokya’da gözlemlenen olaylar ve orada bulunan yeraltı şehirlerinin 
henüz açıklanamayan gizemleri gibi. Bu bölge beni her gittiğimde çok 
değişik şekilde etkileyen bir özelliğe sahip. Bunu kelimelerle anlatmak 
belki zor ama benim gibi bazı kişilerin de aynı titreşimi, aynı gizemi 
hissettiğini biliyorum. Burası açıklanamayacak bir çekiciliğe ve 
güzelliğe sahip ve bence kesinlikle daha bilimsel yöntemler 
kullanılarak araştırılması gerekmekte. Bilimsel araştırma kurumlarımızın 
özellikle yörede yaşayan halkın gözlemlerini değerlendirilmesini ve 
burada bir merkez kurmasında fayda olacağını düşünüyorum.

Her ne kadar Kapadokya’da bu sefer “Üçüncü Tür” le bir ilişki 
sağlayamadıksa da ümidimizi kaybetmeyelim derim. Günün birinde 
olabilecek temasın getireceği sorunları, olayları göz ardı ederek veya 
gerçekleri saptırarak yenebileceğimizi de zannetmiyorum. En kötüsü 
ne olur derseniz olabilecekleri zaten Amerikalılar bize gösterdi 
“Kurtuluş Günü” filmini hatırlarsınız. En iyisi ne olur derseniz, bence 
olabilecek en iyi şey bu canlıların bizim kaynaklarımızı tüketmeden, 
dostça ve bildiklerini bizimle paylaşarak dünyamızı daha yaşanabilir 
bir gezegene dönüştürmesidir derim. Bir de şiş kebabı, rakı ve beyaz 
peyniri sevmelerini isterim tabi ki. Her güzel dostluğun güzel bir yemek 
sofrasını paylaşarak başladığını kabul ederek.

Evrensel sevginin ve dostluğun ırk, renk ve tür tanımadan oluşabileceği 
güzel yarınlar dileğiyle,

Sevgi ışığınız, aydınlığınız olsun.

Mutlu Payaslıoğlu