Apple Dünyası


Merhaba,

 Bu ve bundan sonraki yazılarımda sizleri farklı bir dünya ile tanıştırmaya çalışacağım: Apple dünyası. Apple, özellikle Türkiye’de hakettiği yerlere hiç gelememiş muhteşem bir firma. Bizim neden o kadar iyi tanıyamadığımızı biraz daha tanıştıktan sonra irdeleriz. Önce Apple.

 Apple marka logosu dünyanın en çok bilinen dört logosundan biri (bunların arasında Microsoft/Windows yok). Apple mühendis bir firma ama dünyanın mucit firması ya da patent kralı değil. Apple donanım üretiyor ama en iyi donanımı üretmiyor. Apple yazılım geliştiriyor ama en iyi yazılımı da geliştirmiyor. Apple’ın başındaki adam (ve kurucusu) Steve Jobs, Bill Gates gibi “nerd” bir programcı değil, Michael Dell gibi donanımdan anlamaz, bilgisayarında virüs olsa temizleyebileceğinden şüphe duyarım. Peki nasıl oluyor da bu adamın kurduğu (ve daha sonra ölümden döndürdüğü) Apple, kimsenin kullanmadığı halde, bilgisayar dünyasının en çok bilinen markası? Neden sinemaya her gittiğinizde ortalıkta Mac görüyorsunuz? Neden bütün yaratıcı beyinler, sanatçılar, tasarımcılar, aykırı insanlar ya Apple kullanıyor, ya da bir gün kullanmanın hayalini kuruyor?

 Çünkü Apple transistörlerle insanlar arasında köprü kuruyor. Teknolojiyi insanların kullanabileceği, insana en yakın noktaya getiriyor. Bilgisayar kullanmak için “format” ya da “virüs” gibi kavramlarla haşır neşir olmanın gerekmediğini bağırıyor. Anlayana... 

Apple kendi başına bilinçsiz olarak teknolojilere yatırım yapmak, yani dünyayı yeniden keşfetmek yerine, başkalarının geliştirdiği ama ne yapacaklarını bilemedikleri için çürümeye terkettikleri fikir ve teknolojileri alıp son derece radikal bir şekilde uyguluyor. Bugün USB bilgisayar kullanıcılarının vazgeçilmez kapısıysa, bunu mucidi Intel’e değil, doğru şekilde kullanan ve devrimi son derece kararlı bir hareketle başlatan Apple’a borçludur. Öyle yüzde üçünü beşini değil, tümünü Apple’a borçludur. Tüm bilgisayarlara neredeyse tüm video kameralara ulaşma şansını veren ve USB emeklerken 400Mbit/sn iletişim kurabilen FireWire (IEEE1394, iLink) yine tüm krediyi Apple’a vermemiz gereken bir başka devrimdir. Bunları Apple mı icat etmiştir? Hayır. Ama Apple sayesinde kullanıyoruz.

 Kişisel bilgisayarı Apple bulmadı ama bilgisayarı ancak bir amatör hobisi olmaktan çıkarıp sokaktaki insanın kullanımına Apple sundu. Grafik kullanıcı ara yüzünü Apple yazmadı ama bilgisayarlara Apple getirdi. Fare denilen şeyi Apple sayesinde kullanıyoruz. Apple’ın dünya değiştiren devrimlerinden birisi LaserWriter ve Macintosh WYSIWYG (ekranda ne görüyorsan yazıcıdan onu alırsın) çıkış teknolojisi, yirmi yılı devirdi, halen Windows dünyasında “What You See Is Nah You Get” karanlık yerler var.

 Başarılı olmak için çılgınca riskleri göze almaya gerek yok. Her ne kadar dışarıdan çılgınca bir risk olarak görünse de Apple 1998’de iMac ile birlikte floppy disk sürücüyü yok etti. Bilgisayarların en çok kullanılan parçalarından biri olan floppy diskin kaldırılması endüstrinin bütün oklarını bir kez daha Apple’a yöneltmişti. Kimse acı çekmedi, çok ihtiyacı olanlar harici floppy disk sürücü satın aldı, bugün Apple kullanıcısı floppy diskin ne olduğunu bilmiyor. O cesur hareket sayesinde bugün yanımızda kutuyla 10MB sığalı takoz gibi kullanımı riskli floppy diskler (bad sector, anyone?) yerine bir diskin yarı boyunda çok daha güvenilir 10GB USB bellekler taşıyoruz.

 Nihayet iPod. Apple mp3’ün mucidi değil. Apple “mp3 çalar” kavramını bulmadı. Apple bu konuda öncü olmadı. Apple ne mp3 çalar donanımını, ne de internetten müzik satmayı icat etti.

 Apple önce müziği nasıl daha erişilebilir yapabiliriz sorusuna cevap aradı. Yani donanım detayları ile değil, kullanılabilirlikle uğraştı. Herkesin daha fazla bellek, ek kart diye uğraşıp 512MB mp3 çalarları hayat boyu yeterli bulduğu zamanda, 5GB sığalı ve içinde kilolarca bellek kartı yerine sabit disk olan ilk iPod’u piyasaya sürdü. iPod’un işletim sistemi başkasının geliştirdiği bir yazılım üzerine yapılan geliştirmelerden ve insana yaklaşmaktan ibaretti. Tıpkı Mac bilgisayarların dünyanın en köklü ve kendini kanıtlamış işletim sistemi olan UNIX üzerine kurulumuş ve geliştirilmiş işletim sistemi OS X gibi. UNIX’i de Apple icat etmedi ama UNIX ya da herhangi bir *NIX türevi (örneğin Linux) insanın bu kadar kolay kullanabileceği bir arayüze sahip olamadı. Tıpkı iPod gibi...

 iPod çıktığı anda sansasyonel bir başarı getirmedi. İnsanlara tüm Apple ürünleri gibi toplamda daha ucuz, ancak ilk fiyatı genelde daha yüksek olan bir cihazı almak için farklı nedenler gerekiyordu. Zaten yalnızca Mac ile çalışan bir cihazı kim ne yapacaktı? Bu dönem Apple’ın kullanıcı isteklerini çok iyi gözlediği ve iTunes yazılımını neredeyse mükemmel hale getirip, Windows sürümünü de hazırladığı dönemdir. Mühendisliğin değil ürün yönetiminin zirveye çıktığı dönemdir. Patlama dönemi diyebileceğimiz dönem insanlara bekledikleri farkın verildiği dönemdir. 

Düşünün bir cihazınız var, hemen herkes aynısından yapabiliyor. Daha fiyakalısını, daha büyüğünü, daha iyisini, daha... Çin’de her fabrika “mp3 çalar” üretiyor. Piyasa şaşkın ve doygun. Fiyatlar sürekli düşüyor. Lider bir mesaj yok. Farkı nasıl yaratacaksınız? Tabii ki insanlara kolayca kullanabilecekleri şeyler vererek. iTunes ve iTunes Music Store (şimdi iTunes Store oldu), Apple’ın müziği yeniden tanımladığı komple bir platform olarak çıkınca, yan komşum Hikmet amcam da bilgisayarında müzik arşivlemeye ve iPod kullanabilmeye başladı. Evet Apple iTunes Store’u icat etti, ama neredeyse arayüz hariç hiç bir bileşenini icat etmedi.

 Mevcut CODEC’lerden yola çıkarak MP3’e göre büyük avantajları olan AAC ile müzikte kalite kaybına tahammülü olmayan ses amatörlerinin istediği kayıpsız Apple Lossless CODEC’lerini üretti. Mevcut kopya koruma sistemlerini incelerken, kullanıcı ihtiyaçlarını dinledi ve kopya korumaya bambaşka bir boyut getirdi. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Apple her üç aylık dönemde o ana kadar satılan iPod’ların toplamından daha fazla iPod sattığını açıklıyordü artık. Arka arkaya her üç ayda bir kullanıcı tabanı ikiye katlanan bir ürünün başarısını açıklamak için başka bir kavram gerekli. O da pazarlama. Peki ne iş yapar bu adam diye sorma noktasına getirdiğimiz Steve Jobs tam bir pazarlama dahisi. Mühendisliğin zirve eserlerini toplayıp, muhteşem yazılımlarla birleştirmeyi ve bunları kullanılabilir bir paket haline getirerek mükemmelleştirmek Steve Jobs’ın işi. 

Hiç bir ürünün tek başına bir anlam ifade etmeyeceğini anlamak kolaydır da bir adım ileriye gitmek zordur. Bugün en karmaşık cep telefonunu yapmak, Bell’in ilk “alo” dediği cihazı yapmasından çok çok daha zordu. Steve Jobs kendi ilgi alanında olan konularda bütünü görebildiği için, Apple ürünleri sürekli birbirini tamamlıyor. Apple’ın yaygınlaşmasında rol oynadığı Wi-Fi standartlarında 802.11b sonrası “a” mı olsun “g” mi olsun diye tartışırken Apple “g” dedi ve “g” oldu. Şimdi Apple “n” demek üzere ve “n” olacak. USB’yi tek başına koymak bir deha değildir, insanlara USB kullandırmak dehadır. 802.11n demek değil önemli olan, onu kullandırmak. iTV dedi Steve Jobs, iPhone dedikoduları tavan yaptı. iTV insanlara evlerindeki her şeyi büyük ekrana taşıma şansı verecek bir media center. iPhone is farklı olacaği kesin olan bir cep telefonu. Hakkındaki dedikoduları okuya okuya bitiremezsiniz. iTunes Music Store, oldu iTunes Store; nedeni video, yani film ve TV dizileri satmaya başlaması. iPod oldu, iPod video. Yani sıra geldi video’ya. O zaman bir sonraki wifi standardı video dağıtmak zorunda: IEEE802.n gelecek. IEEE 2007 yazı dese de Apple Ocak ayında hem de büyük ve çok hoş bir “sürpriz” ile AirPort video’yu kullandırmaya başlayacak. Yeni iPod’lar Microsoft’un Zune projesini yokedip, yeni Apple iletişim cihazı cep telefonu anlayışımızı değiştirecek. 

Steve Jobs’a özel bir paragraf açalım. Suriyeli bir göçmenin bir haftalıkken terkettiği evlatlık bir çocuğun gelebileceği zirveye gelmiş bu insan bugün çocuklarımızın iki saat önce heyecanla girdikleri sinema salonlarından tek başlarına değil ebeveynleri ile birlikte çılgınlar gibi eğlenmiş ve dünyayı farklı düşünerek çıkmasını sağlayan animasyon çizgi filmlerin de babası. Kendisi ne animasyonu icat etti, ne de sinemayı. Yazar değil, çizer değil. Ancak her filmi hasılat rekorları kırdı. Fikir hep aynı. İnsanlara istediklerini sunmak, ama onların istedikleri şekilde, en kolay erişebilecekleri şekilde. Bu saygı duyulacak beyin belki yakın zamanda, yakın geçmişte yakalandığı pankreas kanseri (her ne kadar ameliyatla temizlendi dense de) nedeni ile erken veda edecek. O zamana kadar daha çok şapkalar çıkartacağını umuyorum...

 İletişim için: takman@comnet.com.tr

 


Tunç AKMAN
takman@comnet.com.tr
 




    


ANTRAK Ankara Telsiz ve Radyo Amatörleri Kulübü Derneği
Bakanlar Kurulunun 94/6367 Sayılı Kararıyla Kamu Yararına Çalışan Derneklerden Sayılmıştır.
Design By