Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz. Editör Burçak Çubukçu'ya bu adresten ulaşabilirsiniz


İnternette İlk 
Türk Amatör Telsiz Gazetesi

EVRENSEL IŞIK - 10

İNSAN VE BİLGİSAYAR ÜZERİNDE

BİR AKIL, ZEKA VE HİKMET İNCELEMESİ

Mutlu Payaslıoğlu (TA2GW)
Mutlu Payaslıoğlu
Mutlu Payaslıoğlu
TA2GW

e-mail : ta2gw@antrak.org.tr
 
 

İNSAN VE BİLGİSAYAR ÜZERİNDE
BİR AKIL, ZEKA VE HİKMET İNCELEMESİ
 

“Düşünüyorum öyleyse varım” diyordu Descartes. İnsan varlığının 
tek delilinin akıl olduğunu söylüyordu. Gerçekten de yeryüzünün hakimi 
olan insanoğlu doğduğunda diğer canlı türlerinden daha eksik durumdadır. 
Diğer canlıların yaşayabilme yolunda hemen attığı adımları ancak bir yıl 
sonra atabilmekte ve gelişiminde ebeveynlerine en uzun süre bağlı kalan 
canlı olmaktadır. Ama insan kromozomlarındaki yaşam kodu onun aklının 
ve zekasının hızla gelişmesini ve diğer canlılardan üstün olmasını 
sağlamaktadır. Bizi diğer canlılardan farklı kılan akıl ve zeka, insana 
düşünebilme, yaratabilme ve yönlendirebilme yeteneklerini vermektedir. 
Akıl ve zeka, soyut kavramlardır ve her ne kadar kesin çizgiler 
tanımlayamasak bile bazı açıklamalar yapabiliriz. Bu kavramları önce 
fiziksel katmanda oluşumu, sonra aralarındaki fark ve ilişki, en son olarak 
da gelişimini ortaya koyarak açıklamaya çalışacağım. 

Önce akıl ve zekanın oluşumunu ve fiziksel açıklamalarını yapmaya 
çalışalım. Akıl ve zeka insanın en sihirli ve şimdiye kadar en az keşfedilmiş 
organı olan beyin fonksiyonları ile ilgilidir. İnsan beyninin vücut ağırlığına 
oranı diğer canlılar ile kıyaslandığında en fazladır. Tarihsel gelişimine 
baktığımızda ise insan beyni ilk atalarının beyin hacimlerine göre 
neredeyse 10 kat fazladır. Fakat akıl ve zekanın artışını, tek başına 
beynin büyümesiyle açıklamak yeterli değildir. Beyin düşünme ve bilgi 
depolama fonksiyonlarını nöron adını verdiğimiz beyin hücreleriyle yapar. 
İnsan beyninde milyarlarca bu hücreden olmasına karşılık ortalama bir 
insan bunun ancak %8-10 oranında kullanır. En zeki, akıllı diye 
nitelediğimiz insanlar ise en fazla %15-20 oranlarına çıkabilmektedir. 
İnsanlık görüldüğü gibi ancak beyin kapasitesinin %10'nunu kullanarak 
buralara gelmiştir, ya yarısını kullanabilseydi? Diye de sormadan 
edemiyoruz. Beyinle algıladığımız her bir objeye karşılık nöronlar kendi 
aralarında bir bağ oluşturur. Bu bağ hayvanlarda yaklaşık 15 hücreyle 
yapılırken, insanlarda 10.000'lerle ifade edilen bir sayıya çıkmaktadır. 
Bağlarda ne kadar çok hücre aktif edilirse bilgi o kadar uzun 
depolanabilmekte ve kullanılabilmektedir. İnsan depoladığı bir bilgiyi 
kullanmak istediğinde milyarlarca beyin hücresi arasında bir elektrik 
fırtınası kopmakta ve bilginin kaydedildiği nöronlar arasındaki elektriksel 
iletim olmaktadır. Bu iletim ne kadar hızlı olursa bilgiye o kadar 
çabuk erişilmektedir. Şimdi, aklı ve zekayı biraz basit olarak tanımlarsak: 
Akıl, obje algılanırken aralarında ilişki kuran nöronlar topluluğu, 
zeka ise, ilişki kuran nöronlar arasındaki elektriğin iletilme hızı olarak 
niteleyebiliriz. Tamamiyle kimyasal olan bu olayı ve beynin diğer 
özelliklerini insan daha tam keşfedememiştir. Son olarak bilginin 
beynin bir bölgesine yerleşmediğini vurgulamak istiyorum. Bilgisayarda 
bilginin kayıt edildiği yer belliyken, beyin lokal değil halografik kayıt yapar. 
İşte insan beyninin belki de en çarpıcı ve onu öne çıkaran özelliği budur.

Şimdi insan zihninin aşamalarını ve tanımlarını yapmaya çalışalım. 
İnsan zihninin üç aşaması vardır. Bunlar : Zeka, akıl ve hikmettir.

Zeka, çabuk öğrenmeyi, anlamayı ve düşünmeyi kapsayan bir olgudur. 
Zeka, fikir üretimi yapmaz, materyalist kavramlarla ilgilenir ve 
egosantriktir, yani yalnız kendi çıkarlarına çalışır.

Akıl ise, objektif bilgiyi belirli bir sistematik çerçevesinde elde etmesini 
ve bu bilgiyi başka bilgileri elde etmeye yarayacak şekilde 
değerlendirmesini sağlayan zihni kabiliyettir. Akıl, fikir üretimi yapar, 
basit çağrışımlar ve içgüdülerle değil, muhakeme yoluyla yargılar ve 
hareket eder. Akıl, yalnız kendisi için çalışmaz, hareketinde vicdanının 
sesini dinler, olayın sonucunu tahmin eder ve antisosyal davranışta 
bulunmaz. İşte akıl ile zeka arasındaki temel farklılıklar bunlardır fakat 
burada hemen birşeyden de bahsetmek gerekmektedir. Akıl ve zeka 
arasında karşılıklı bir ilişki vardır, ikisi de aynı zamanda birbiri için çalışır. 
Zeki insan, durum değerlendirmesini hızla yaparak bunu bilgiye dönüştürür 
ve aklının hizmetine sunar. Yani bir insanın zekasının iyi çalışması aklını 
da olumlu yönde etkileyebilmektedir. Aynı şekilde akıllı bir insan çabuk 
karar verme durumunda bildiklerini zekaya dönüştürebilmekte ve sorunu 
çözebilmektedir. Bu karşılıklı yardımlaşmaya rağmen ne ilginçtir ki 
birisinin olması diğerinin de olmasını gerektirmemektedir. 
Örneğin psikopatların veya dolandırıcıların çoğu çok zekidir. Ama yaptıkları 
hareketlerin sorumluluğunu kavrayamadıkları için yani akıllı 
davranamadıkları için zarar verirler. Aynı şekilde akıllı olup bunu kendi 
çıkarlarını ön plana çıkaracak zekaya dönüştürmeyen insanlar da vardır. 
Örneğin bilim adamları gibi. Fakat aklını kötü amaçlı zeka faaliyetlerine 
dönüştüren insanlar da çıkabilmekte ve en tehlikeli insanlar da bunlar 
olmaktadır, örneğin Amerika’da yakalan bombacı matematik profesörü gibi.

Zeka, çoğu zaman aklın önüne çıkmaya çalışır. Bir insan zekasını 
eğitebilirse, aklı ile birlikte hareket etmesini ve onun faydasına 
çalısmasını sağlayabilir. Zeka bir süzgeç gibi davranır ve istediği bilgileri 
içeri alır. Eğitilmiş ve aklın kontrolündeki zeka, işe yarar faydalı zekadır. 
Eğer siz zekanızı faydalı şeyler ile meşgul etmezseniz, o sizi faydasız 
şeylerle meşgul edecektir. İnsana verilmiş bu üstün niteliği eğitip 
insanlığın yararına kullanmalıyız.

Hikmet’e gelince; akıl zekanın erdemi, hikmet ise aklın erdemidir. 
Hikmet, bilgelik, hakimlik demektir. Akıllı kişi belli bir konu üzerinde fikir 
üretimi yapar, hikmet sahibi kimse fikir yaratabilir. Hikmetin içinde, akıl, 
zeka ve sezgi aynı anda vardır. Tasavvufta hikmet, ilahi bir çoşkunlukla 
aklın sınırlarını aşan, çoklukta birliği ve herşeyde Allah’ı gören aşktır. 
Akıl ilerledikçe hikmete doğru dönüşüm göstermektedir. Akıl insanı bir 
noktaya kadar olgunlaştırır, bu noktadan itibaren, sezgi işe başlar çünkü 
bazı şeylerin açıklanmasında akıl yetersiz kalmaktadır. Böylece 
diyebiliriz ki, ruhun tekamülünün en önemli aracı, aklın rehberliğindeki 
sezgi gücüdür. 

Toparlayacak olursak; zihnimizin üç gelişim evresi vardır, hayatımızın üç 
evresi olduğu gibi. Gençlik veya çıraklık döneminde zeka bizim 
hareketlerimizde baskındır. Gelişkinlik veya kalfalık döneminde akıl 
zekanın önüne çıkmaya başlar. Olgunluk veya ustalık döneminde ise 
aklımızı, zekamızı ve sezgimizi birleştirip hikmet sahibi oluruz.

Şimdi tekrar fiziksel katmandaki bazı olayları değerlendirelim. İlk başta 
da belirttiğim gibi insan beyni, nöron adı verilen sinir hücrelerinden 
oluşmaktadır. Bilgisayar beyni ise yarı iletken devrelerin bir araya geldiği 
hücrelerden oluşmaktadır. Gazetemiz yazarlarından Şahin Kuliğ Temel 
Elektronik bölümünde bu konulara değinmişti. İnsanın beyin kapasitesi 
ve bilgi üretmesi ile bilgisayarın kapasitesi ve bilgi üretmesi birbirinden 
farklıdır. Bilgisayar belleklerinde 0 ve 1 lerden oluşan bitlerin bir araya 
gelmesiyle byte adını verdiğimiz 8’likler ve bunların bir araya gelmesiyle 
de bizim tanıdığımız karakterler ve işaretler dizisi oluşur. Bunların birbiri 
ardına sıralanmasıyla da kelimeler, diziler v.s. bilgiler tutulur. Yani kayıt 
yöntemi birbiri ardını izleyen 0 ve 1 lerden oluşmaktadır. İnsan beynindeki 
nöronlar ise herbiri bir karakteri temsil etmez ve birbiri ardına dizilerek 
belleği oluşturmaz. Aralarındaki kimyasal bağ sayesinde her bir bilgi 
halogramik olarak kayıt edilmiştir. Bu şu demektir: Bilgisayarda 
kaydettiğiniz bilginin hangi bellek adresinde olduğunu bilirsiniz ve eğer 
bu adresteki bilgiyi silerseniz o bilgi tamamen yok olur. İnsan belleğinde 
ise bu bilginin nerede olduğunu bilemezsiniz. Beynin bir parçasını 
kopardığınızda hayatınızın belli bir dönemindeki bilgileri kaybetmezsiniz, 
çünkü halogramik yaklaşımla bu bilgiye diğer beyin hücreleri de sahiptir.

Buna karşılık bilgisayar bellekleri daha güvenilir ve daha çok bilgi 
saklayabilir. Insan belleği sonsuz gözükmesine karşılık, beyin hücrelerinin 
tamamını aktif olarak kullanamadığı için kapasite yönünden bilgisayarlar ile 
başa çıkamaz, yorgun olduğunda kayıplara uğrar. Bilgisayarlar ise 
insanoğlu kadar depoladığı bilgilerden bir düşünce üretme gücüne sahip 
değildir. Çünkü bu düşünce üretme sistemi insanda kimyasal bir reaksiyon 
sonunda olmakta, bilgisayarlarda ise belki de depoladıkları tüm bilgileri 
bir analiz program çalıştırıp değerlendirdikten sonra olmaktadır. 
Bu konuda bilgisayarlar henüz insanların yanına yaklaşamamaktadır. 
Fakat yeni geliştirilen bilgisayar bellekleri ve “nöral network” adını 
verdiğimiz sistemler sayesinde insanoğluna benzer düşünce üretme 
sistemlerine yaklaşılmaya başlanmıştır. Bu sayede bilgisayarlar hiç 
karşılaşmadıkları sorunları da çözebilme, karar verme yeteneklerine 
sahip olmaktadır.

Sanırım insan ve bilgisayar arasındaki bu garip çekişmeyi en güzel 
somutlaştıran olay dünya satranç şampiyonu Kasparov ile IBM SP2 
paralel işlemci makina ve üzerinde çalıştırılan “Deep Blue” isimli program 
arasında yaşanmıştı. Hatırlayacağınız gibi bu bilgisayar ile Kasparov 
2 kez satranç maçı yaptı. İlk maçı Kasparov kazandı (Bir dizi maç 
sonuda tabi ki) Daha sonra “Deep Blue” programı daha geliştirildi, 
bilgisayar teknoloji sayesinde hızlandı ve ikinci maçı Kasparov kaybetti. 
Bu olay dünyada şok yarattı. Satranç oyununda derinlemesine yapılan bir 
dizi hareket düşünülmek zorundadır. Oyuncu yapacağı hareketin sonunda 
karşı tarafın yapacağı hareketi ve bu şekilde 5-6 adım ötesini, bazı ustalar 
ise çok daha fazlasını değerlendirir. İşte bilgisayarımız ve programı o 
kadar mükemmelleştirilmiştir ki bu konuda dünyanın en iyisinden bile daha 
çok hareketi analiz edip oynamaya başlamıştır. Fakat burada 
unutulmaması gereken iki önemli nokta vardır. Birincisi bu başarı 
bilgisayarı programlayan insan programcılara bağlıdır, ikincisi satranç 
oyununda kurallar bellidir ve bu nedenle atılacak her adıma karşılık 
yapılacak çok hamle olsa da asla beklenmeyecek bir sürpriz yoktur. 
Oysa gerçek hayatta insanların pekçok hareketleri sürprizler ile doludur. 
Bilgisayarımızın bunu değerlendirebilmesi ise çok zordur. Bu konuda 
sanırım en son çözülecek hareketler ve kişilikler de “kadınlara” aittir. 
Çünkü biz erkekler bazen öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki, bunu rasyonel 
bir düşünce sisteminde değerlendirmeye çalıştığımızda beynimiz 
bilgisayarcı diliyle “overflow” veriyor.

Herneyse şaka bir yana insanlar bilgisayarlara, bilgisayarlar da insanlara 
benzemeye çalışıyor. Bir atasözü vardır “Gençler bilebilseydim, yaşlılar 
yapabilseydim dermiş”, bunu zamanımıza şu şekilde uyarlayabiliriz: 
“İnsanlar depolayabilseydim, bilgisayarlar düşünebilseydim”. Gelişen 
teknoloji ile insanların depolama kapasitelerinin mekanik olarak 
arttırılması planları yapıldığını görüyoruz. Beynin nöronları ile bilgisayar 
ciplerini birleştirdikleri gün, filmlerde seyrettiğimiz yarı insan, yarı robot 
andreoidler ile karşılaşacağız. Belki bir merkeze gidip kendimize ek 
bellek veya yabancı dillerdeki tüm sözcükleri barındıran cipleri 
taktırabileceğiz. Bunun sonuçlarını aslında düşünmek bile istemiyorum. 
Çünkü bu sistem başta eğitim sistemi olmak üzere çok şeyi 
değiştirecektir. İnsanların üreme gibi içgüdüsel bir isteminin de bilgiyi 
aktarmak olduğunu söyleyebiliriz. Hepimiz kendimizden sonra gelecek 
nesillere daha çok bilgi aktarmak ve onların daha iyi yaşam koşullarında 
yaşamasını istemekteyiz. Kurulan bütün sistemler hatta ekonomik düzen 
bile aynı düşünce yapısı üzerine oturtulmuştur. Şimdi diyoruz ki 
“Ey insanlar bırakın İngilizce öğrenmeyi, bırakın fizik öğrenmeyi, 
verin parayı alın cipinizi”.

Gelecekte insanlığı etkileyecek iki önemli teknoloji vardır. İkisi arasında 
çok sıkı bir ilişki olan bu teknolojiler “Bilgisayar ve Genetik” tir. Dikkat 
edilecek olursa son zamanlarda bu iki alanda çok önemli gelişmeler 
olmuş ve olmaktadır. Gelişen bilgisayar teknolojisi sayesinde DNA 
genetik şifreleri çözülmüştür. Yakın bir zamanda bunu kullanarak, 
insanoğlunu etkileyen pekçok hastalık tamamen yok edilecek, belki 
de fiziksel ve zeka açısından mükemmel insan yaratma projeleri 
başlayacaktır. Tabi ki akıllı ciplerin insan vücudunda kullanılması da 
bunlar arasında yerini alacaktır. Bilimkurgu öykülerinde okuduğumuz 
olayların artık gerçekleşmeye başladığını göreceğiz. Bilgisayar teknolojisi 
ve genetik teknolojisi birbirini bu şekilde besleyen ve destekleyen bir 
görünümdedir. Bir olasılık da, genetik teknolojisindeki gelişmeler ile 
beyin fonksiyonlarının daha fazla kullanılmasının mümkün olmasıdır. 
O zaman zaten ciplere de gerek kalmayacak, “Muhtaç olduğumuz 
kudret, beynimizin sonsuz kıvrımlarında mevcuttur ” diyebileceğiz.

İnsanın zekası ve aklı yukarıda anlattığımız senaryolar ile geliştirilmeyi 
beklemektedir. Aslında senaryoların çok hayalci olduğunu da 
söyleyemeyiz. Çok uzak olmayan bir gelecekte bizleri bekleyen bu 
gerçekler ile yüz yüze gelmeye hazırlıklı olmalıyız. Oysa bizlerin akıl ve 
zekadan başka hikmet olarak adlandırdığımız bir niteliğimiz daha vardır. 
İçinde akıl, zeka ve sezgisel gücü barındıran bu niteliğimizi geliştirmek 
için teknolojiye mi ihtiyacımız var, yoksa başka değerlere mi? Bunu 
da sizin hikmetinize bırakıyorum. 

Sevgi ışığınız, aydınlığınız olsun.

Mutlu Payaslıoğlu