Ana Sayfa
Antrak Gazetesi
Eski Sayılar
Antrak Ana Sayfası
Yorumlariniz ve Sorularınız için mail adresimiz. Editör Burçak Çubukçu'ya bu adresten ulaşabilirsiniz


İnternette İlk 
Türk Amatör Telsiz Gazetesi
GLOBALİZASYON NEDİR?
GLOBAL KRİZİN TÜRKİYE'YE ETKİSİ NE OLMUŞTUR?
 

H. Bülent PAYASLIOĞLU 
hbp@tr-net.net.tr
 

1- Globalizasyon'un tanımı:
Globalizasyon veya diğer bir deyimle Global Ekonomi, bir yandan Mal ve 
hizmetlerin, diğer taraftan da bilgi (Know-How) ve sermayenin ülkeler 
arasında serbestçe dolaşımı şeklinde tanımlanabilir. Zira mal ve 
hizmetlerin dolaşımını sağlayan ve ona bir anlamda güç sağlayan bilgi 
ve sermaye olmaktadır. Bu olgu da doğrudan ve portföy yatırımları ile 
kredi ilişkileri çerçevesinde gerçekleşmektedir.

İkinci Dünya Savaşını müteakiben yavaş bir seyir ile gelişmeye başlayan 
globalizasyon, bir anlamda kominizmin iflasını getiren Soğuk Savaşın 
1980’li yılların sonunda kapanması ile büyük bir ivme kazanmıştır. 
Bunun tabii sonucu olarak, ulusların milli ekonomilerinin unsurları olan 
faiz hadleri, döviz kurları ve borsalarındaki hisse senedi ve tahvil gibi 
enstrumanların değerleri, ve kaydettikleri trendler, başka ülkelerin de 
ilgi odağı haline gelmiştir.

Ülke ekonomilerinde kaydedilen gelişmelerin diğer ülkelerin ekonomisine 
doğrudan etkisi, hiç kuşkusuz haberleşme teknolojisinin getirdiği 
fevkalade imkanların sonucundan başka bir şey değildir. 
Özellikle bilgisayarlar ve Internet teknolojisi aracılığı ile yapılan 
haberleşmeler, bilgi iletişimini neredeyse ışık hızına çıkartmıştır. 

Yukarıda yapılan tanımları itibariyle Globalizasyon, Global bir 
Kapitalizmden başka birşey değildir. Kapitalist sistemdeki 
en önemli unsur, "RİSK" olup, takip edilen strateji ise, risk’in 
dağıtılması suretiyle minimize edilmesidir. Kapitalist sistemde, 
sermayenin artmasını müteakip, kapitalin korunması risk’inin minimize 
edilmesi için farklı sektörlere ve iş kollarına yönlenme güdüsü, 
artık ülkelerin sınırlarını aşmaya başlamıştır. Bilgi akımındaki sürat, 
bir iş adamının faaliyette bulunduğu sektörün diğer ülkelerdeki 
gelişmesini yakından takip etmesini sağlamakta, daha da ilerisi 
zorunlu kılmaktadır. Üretilen mal ve hizmetler sadece milli hudutlar 
içinde kalmamakta, hatta tamamen dış pazarlara yönelmektedir. 
Bu koşullar altında aynı iş adamı, mal sattığı ülkenin siyasi yapısından 
başlayıp, kambiyo mevzuatı, ödemeler dengesi, borsa hareketleri, 
faiz hadleri ve kur politikaları gibi siyasi ve ekonomik yapısının tüm 
unsurları itibariyle her konuyu takip etme sorumluluğunu hissederken, 
aynı zamanda kendini, globalizasyon olgusunun içinde bulmaktadır.

Globalizasyon, kapitalizmin serbest rakabet koşulları altında, ülkelerarası 
ekonomileri, bir yandan işsizliğin azaltılması, refahın artması ve refah 
eşitsizliğinin düzeltilmesi, vs. gibi yarattığı sayısız faydanın yanında, 
milletlerin kültürleri ile birbirlerini daha yakından tanıma imkanını da 
beraberinde getirmektedir. Milletlerin birbirlerine olan yakınlığı ise 
evrensel barışın temel taşlarını oluşturacaktır. Ne var ki, her sistemde, 
her mekanizmada görünen aksamaların veya bozuklukların, globalizasyon 
sistemi içinde de ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bu durumda asıl olan, 
sistemin, yine kendi içinde geliştireceği tedavi yöntemleri ile iyileşmesidir. 
Aksi takdirde, kendini böyle bir süreç içinde yapılandıran globalizasyon 
mekanizmasına, hükümetlerin (istisnalar hariç) katı kuralları ile müdahil 
olması sistemi olumsuz yönde etkileyebilir.

Nitekim, yaşanan son global krize çözüm getirmek amacıyla, birçok 
merkez bankaları ve ticari bankalar son bir iki hafta içinde faiz hadlerini 
ciddi oranlarda aşağıya çekmeye başlamışlardır. Yani sistem kendini, 
yine kendi kendine tedaviye başlamış bulunmaktadır.

2- Global Krizin nedeni ve Dünya Coğrafyası’ndaki gelişimi:
Global kriz, bilindiği gibi önce Japonya’dan başlamış, etkisi 
Güneydoğu Asya Ülkelerine yansıyıp, oradan Rusya, Avrupa’yı 
teğet geçerek, en son başta Brezilya olmak üzere Latin Amerika’da 
patlamıştır. Şimdi bu krizin seyrini kısaca ülkeler bazında inceleyelim.

- Japonya
Bilindiği üzere, 1985-1988 yılları arasında, Japon Ekonomisi’nde hisse 
senetleri ve gayrimenkul fiyatlarında sun’i bir yükseliş olmuştur. 
Bubble Economy (Köpük Ekonomisi) diye tanımlanan bu dönemde, 
özellikle inşaat ve toplu konut sektöründe yapılan yatırımlara, 
Japon Ticari Bankaları tarafından yüksek faizlerle, neredeyse sınırsız 
miktarda, krediler açılmıştır. Köpük (bubble) 1990 yılında sönmeye 
başlarken, ekonomideki talep ve satınalma gücünün azalmasını müteakip 
inşaat firmaları aldıkları kredileri geri ödeyememişlerdir. Kredilerini, 
ipoteklerin icra yoluyla tahsil etmek isteyen bankaların elinde % 66 
oranında değer kaybına uğramış, gayrimenkul mülkiyeti kalmıştır. 
Bu kayıp, bankaların bilançosunda tahsil edilemeyen borçlar (Bad Debts) 
olarak muhasebeleştirilmiş ve bu durumda da Bankaların BIS Regulations’ı 
uyarınca kredi verme imkanları azalmıştır. Böylece Japon Bankacılık 
sisteminde Japonca adıyla "JUSEN" diye anılan kriz ortaya çıkmıştır. 
Tahsil edilemeyen kredilerin (Batık Kredilerin) tutarı S&P tarafından 
$. 1.250 trilyon olarak telaffuz edilirken, bu rakam Japon Maliye 
Bakanlığınca $. 725 milyar olarak ifade edilmektedir.  Kamu ve özel 
sektör olarak Dünya Ekonomisi’nin ihtiyaç duyduğu finansmanın % 35'ini 
sağlayan Japon Sermaye Piyasası’nın birdenbire felç olması, dünyadaki 
kredi talebinin karşılanmasında son derece ciddi sorunların doğmasına 
neden olmuştur. Dünyada uygulanan projelerin finansman yükünün diğer 
ülke bankalarının omuzuna yüklenmesi, faizleri anormal ölçülerde arttırmış, 
böylece birçok proje finansman yokluğundan gerçekleştirilemez hale 
düşmüştür. Bu durum global reel ekonomide menfi yönde kendini 
göstermeye başlamıştır.

-   Güneydoğu Asya Ülkeleri:
Japonya’daki Jusen Krizi, akabinde Güney Kore, Çin, Endenozya, 
Malezya ve kısmen de olsa Filipinler gibi Güneydoğu Asya Ülkelerine 
yansımıştır.   Ülkeler kısa sürede "raiting" lerini kaybetmişler, bunun 
ekonomik ve büyük ölçüde de psikolojik etkisi sonucu, yabancı yatırımcılar 
bu ülkelerdeki portföylerini boşaltmışlar ve borsalar çöküşe uğramıştır. 
Doğu Asya Ülkeleri’nde izlenen krizin diğer bir nedeni de Büyük ve Orta 
Çaplı Şirketlerin yüksek miktarlardaki kısa vadeli dış borçlarından 
kaynaklanmıştır.

- Rusya:
1988 yılında SSCB’nin dağılmasını müteakip Rusya, kapitalist sisteme 
geçmeyi bir türlü başaramamıştır. Öncelikle bankcılık sektörünü çağdaş 
ölçülerde tesis edememiş, ülkede  yerli ve yabancı 2500 bankanın 
kurulmasına izin verilmiş, ancak hiçbiri başarıyı yakalayamamış, dış 
transferler gerçekleşmemiş, projeler durmuş, dış borç stoku idare 
edilemez hale gelmiş, ve ekonomideki olumsuz gelişmelere bir de 
Yeltsin Yönetimi’nin başarısızlığı ve yaygın yolsuzlukların "corraption" 
hüküm sürmesi eklenince, doğudan gelen kriz Rusya’da aradığı en 
güzel ortamı bulmuş ve neticede ülkede resmen moratoryum ilan edilmiştir.

- Brezilya ve Diğer Latin Ülkeleri:
Brezilya, uzun zamandan beri eritemediği dış borç stoku, halkının tüketim 
saikinin azalmaması, özelleştirmedeki başarısızlığı, ticari bankaların 
yüksek mertebelerdeki kısa vadeli dış borçları, idari ve yasal kararların 
alınamaması, siyasi istikrarsızlık vs. gibi faktörler ile Global Krize kısa 
zamanda davetiye çıkartmıştır. Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak, 
ekomi de aniden çöküşe uğramıştır. Brezilya Ekonomi’sinde yaşanan 
olumsuz gelişmeler, süratle uluslararası mali piyasaları alarma geçirmiş 
ve bankalar Brezilya ile aynı kategoride olan ülkelere kredi verme 
işlemlerini askıya almıştır. Nitekim, Brezilyada yaşanan kriz diğer 
Latin Ülkeleri’nde de seyrini sürdürürken, ticari bankaların son 
kararlarından onlar da nasiplerini almışlardır.
 

3- Global Krizin Türkiye’ye etkisi:
Global Krizin başgösterdiği bu yılın ilk çeğreğinde, Yılmaz Hükümeti’nin 
bir anlamda IMF’nin de kefaletiyle iç ve dış piyasalarda yarattığı güven, 
ayrıca, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve T.C.Merkez Bankası 
arasında sağlanan uyumla ekonomik program ve politikalarda öngörülen 
hedeflerin tutturulması sonucu, Global Kriz’in ülkemizdeki etkisi 
başlangıçta pek şiddetli olmamıştır. Bunu 1998 Ekim ayının ortasına 
kadar İMKB’nin yükselen endekslerinde ve ekonominin diğer 
göstergelerinden kolayca anlamak mümkündür.

Yine 1998 yılının başından itibaren hükümetin başta enerji ve ulaştırma 
sektörlerinde uluslararası ihaleye çıkarttığı projelerin özel sektör nezdinde 
yarattığı heyecan ve özelleştirmede kaydedilen birkaç başarılı uygulama, 
Global Kriz’i ilk aylarında Türkiye’de psikolojik olarak hissettirmemiştir.

Ancak, kriz kıvılcımının güneydoğu Asya Ülkelerinden sıçrayıp Rusya’da 
şiddetle yangına dönüşmesi ve bu meyanda Rusya ile olan jeo-politik 
konumu ve bilinen kayıt dışı ticari ilişkileri (Bavul Ticareti) itibariyle 
Türkiye’nin durumu,  dış finans kurumları nezdinde psikolojik bir tedirginlik 
yaratmıştır. Nitekim, Rusya’nın Moratoryum ilan ettiği hafta, Yabancı 
Yatırımcılar IMKB’den $.600 milyon civarında bir portföy boşaltmışlardır. 
Ancak bir ay sonra psikolojik etkiyle kaçan para, reel ekonomideki 
istikrara bağlı olarak geri dönmeye başlamış ve borsa kendini toparlamıştır.

Ne var ki, Ağustos ayından itibaren erken seçim spekülasyonları ve 
hükümet düşürme operasyonlarının son derece sorumsuzca 
Parlementonun gündemini işkal etmesini müteakip, Global Kriz resmi 
davetini Türkiye’den de almıştır. Piyasalarda şiddetli bir güvensizlik 
ortamının hakim olmasıyle, Türk Ekonomisi’nin dinamosu olan 
Özel Sektör, yatırım yapma riskine girememiş, borsa süratle inişe 
geçmiş, endeks 1650 seviyelerine kadar düşmüştür. Dış finans 
kuruluşları, Türkiye’yi çok riskli görmelerine bağlı olarak kredi faiz 
hadlerini "spread" LIBOR+ 20 oranlarına kadar yükseltmiş ve  dış kredi 
sağlanması da hemen hemen imkansız hale gelmiştir. Böylece, 
gerçek ekonomik kriz 1998 Kasım ayının başından itibaren Türkiye’ye 
çok ciddi boyutlarda yerleşmiştir. Burada üzerinde ciddi olarak durulması 
gereken konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yazımda zaman zaman 
"reel ekonomi" ve "psikolojik etki" diye iki kavramı sık sık telaffuz ettim. 
Bu kavramlar, bir sistem üzerindeki etkisi bakımından  gerçekten 
son derece önemli unsurlardır. Nasıl ki, fiziki yapısı itibariyle sapasağlam 
olup, ancak psikolojik olarak çöküntü içinde bulunan bir  insan başarıyı 
yakalayamıyorsa, ülke ekonomileri de aynı semptomları 
taşıyabilmektedirler. Piyasalardaki psikolojik etki porföy yatırımlarında 
kendini daha çabuk göstermektedir. Şöyle ki, Tokyo Borsası’nın sabah 
seansına giren bir yatırımcı, öğleden sonra  çıkarak, aynı gün Singapur 
veya diğer Körfez Borsalarına transfer edip, oradan Londra, daha sonra 
da New York Borsasına geçebilmektedir. Bu tür işlemler fiilen 
yapılagelmektedir. Ancak, bu güzergah üzerindeki, herhangi bir borsa 
hakkında yaratılan menfi spekülasyon, yatırımcının o ülkeyi by-pass 
ederek geçmesine sebep olabilir. Veya bunun tersi de mümkün olup, 
yatırımcı, güzergah üzerindeki bir borsada daha uzun süre mola  verebilir. 
Burada söz konusu olan daha ziyade psikolojik etkidir.

İşte Türk Ekonomisi’nin bugünki hali… Ülkemiz için birçok hayati önem 
arzeden yasalar çıkartılmış, devlet aktif çalışır hale getirilmiş, yolsuzlukların 
üzerine gidilmiş vs, vs. Öte yandan global krize rağmen, enflasyon 
% 90 lardan % 60’ın altına çekilmiş, TCMB rezervleri tarihin en yüksek 
rekoruna ulaşmış, dış ticarette belli bir canlanma ve ödemeler dengesinde 
iyileşme, işsizlik oranında kısmen de olsa azalma kaydedilmiş, 
GSMH artmış, vel hasıl milli ekonomi ciddi ölçülerde rayına oturtulmuşken, 
yani reel ekonomi büyük ölçüde sağlığına kavuşmuşken, siyasi 
istikrarsızlığın yarattığı psikolojik etki, insan oğlunda olduğu gibi, 
ülkenin ekonomisini çöküntü içine sokmuştur. Ancak, ülkemizde 
yaşanan bu  olumsuzluklara rağmen,  Dünya Bankası’nın  hazırladığı 
"Küresel Ekonomik Beklentiler ve Gelişmekte Olan Ülkeler" 
başlıklı raporunda, gelişmekte olan 36 ülke arasında Türkiye’nin 
en iyi ülke olduğu ilan edilmektedir.

4- Global Kriz Nezaman Sona Erecek ?
Bu sorunun cevabını vermek kolay olmamakla birlikte tahminler odur ki, 
Global kriz ortaya çıktığı noktadan, yani Japonya’dan itibaren düzelmeye 
başlayacaktır.  Nitekim, Japon Bankacılık sistemine getirilen yeni yasalar 
ve yeni kurumlar ile Bankacılık Sektörünün denetimi siyasi otoritenin 
etkisinden kurtulmuş, bu meyanda bankalara bütçeden $.680 milyonluk 
kaynak aktarılmış, iktidardaki Obuchi Hükümeti tarafından ekonomik 
canlandırma "stimulus package" paketlerinin peş peşe açılmasiyle kamu 
yatırımları arttırılmış ve ekonomide yeniden canlılık kazanmaya başlanmıştır. 
Ancak bu arada, 1998 yılı için % 1.8 olarak öngörülen kalkınma hızı, 
yaşanan kriz sonucu % - 1.9 olarak Japon Planlama Bakanlığı tarafından 
revize edilmiştir. Japon Ekonomisi’ndeki istikrarın kendisini kısa sürede 
Asya’da hissettirmesi beklenmektedir. Ancak Rusya’nın geleceği 
hakkında kısa sürede olumlu bir gelişme beklemek hayalcilik olur.

Avrupa ülkelerinde yukarıda da vurgulandığı üzere faiz hadleri aşağıya 
çekilmek suretiyle krediler cazip hale getirilmiştir. Böylece yatırım 
saikinin canlanması beklenmektedir. Brezilya ve diğer Latin ülkelerine 
IMF ve IBRD elini uzatmış bulunmaktadır.

Tabii ki, bahsedilen tüm iyi gelişmelerin ve beklentilerin yanında ABD 
Ekonomisinin son 50 yıl içinde kaydetmiş olduğu başarıyı ihmal etmek 
mümkün değildir. Gerçekten de, global ekonominin yönetiminde ABD 
Ekonomisi’nin yönlendirici rolü kesinlikle inkar edilemez. Bütçe açığının 
kapatıldığı, hatta $ 70 miyarlık fazlalığın kaydedildiği ve işsizlikte 
% 4.4 gibi son 28 yılın en küçük oranının yakalandığı, faizlerin düşerek 
borsanın parladığı bir  ABD Ekonomisi’nin global ekonomiye olumlu 
etkisi kaçınılmazdır.

Dış dünyadaki bu olumlu gelişmelerin etkisinin 1999 Ocak ayından 
itibaren görünmesi beklenmektedir. Türkiye’deki iyileşme ise, kesinlikle 
istikrarlı bir hükümetin kurulmasını müteakip bir kaç ay içinde 
olabilecektir. Erken seçimlerin 1999 Nisan ayında gerçekleşmesi ve 
istikrarlı bir hükümetin kurulması halinde Türk Ekonomisi’ndeki 
iyileşmenin Temmuz-Ağustos aylarından itibaren başlaması beklenebilir. 
Aslında dış dünyanın bizden beklentisi de budur. Ancak, içeride ve 
dışarıda beklenen böyle bir hükümetin iş başına ne zaman geleceğini 
sizlerin takdirine bırakıyorum.

Saygılarımla.
 

KAYNAKÇA:
1- Nomura Securities International Finance Department (1998 Temmuz-
Aralık Haftalık Raporları).
2- IMKB 1998 Ekim Ayı itibariyle Aylık kapanış Değerleri.
3- George SOROS "Global Economy".
4- Thompson Bank Watch Güneydoğu Asya Ülkekeleri 1998 Değerlendirme
Raporları.
5- Financial Times Günlük Gazetesi.
6- T.C. Tokyo Büyüelçiliği  Ekonomi Başmüşavirliği " Japon 
Bankalarındaki Batık Krediler Sorunu ve Çözüm Arayışları".

Yazar Hakkında Kısa Bilgi:
Bülent Payaslıoğlu, uzun yıllar Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıklarında 
devlet görevi yapmış bir ekonomisttir. Toplam 10 yıl Japonya, İtalya ve 
ABD de ülkemizi ekonomik alanda en üst düzeyde temsil etmiştir. 
Emekli olmadan önce son görevi Hazine Müsteşarlığı Genel Müdür 
Yardımcılığıdır. Halen kendi özel şirketinde ekonomik danışmanlık 
hizmetleri vermektedir.


ANTRAK Notu :
Gazetemizde bundan sonra her ay değişik bir konu ve konuk yazar 
köşemiz olacaktır. İlk konuğumuz, ekonomi alanından bizlere değerli 
bilgiler sunan Bülent Payaslıoğlu’na teşekkür ederiz.

Globalizasyon kelimesinin altında iletişim yatmaktadır, ne kadar iletişim, 
o kadar küreselleşme. İnsanlar Internet sayesinde birbirine daha çok 
kilitlendikçe ekonomiler, kültürler, eğlenceler de birbirine bir o kadar 
kilitlenmekte. Dünyanın sayılı ekonomi dehalarından biri kabul edilen 
Peter F. Drucker "Yeni Gerçekler" adlı kitabında buna güzel bir açıklama 
getirmiş. "Bugünkü ekonomik olayları açıklayabilmek eskisi kadar 
kolay değildir. Çünkü ekonomi küreselleştikçe parametreleri artmakta ve 
hiç beklenmeyen, hesaba katılmayacak değişkenler çok önemli olaylara 
neden olabilmektedir. Amazon’da kanat çırpan bir kelebeğin kanatlarından 
çıkan rüzgarın New York’da fırtınaya dönüşmesidir bu olay ve kısaca 
"Kelebek Etkisi" denilmektedir."

Bugünkü iletişim altyapısında meydana gelen değişimler olayların 
etkilerini de yanımıza taşımaktadır. Üstelik bunu çok iyi kullanıp, 
spekülasyonlar ile para kazanan bir grup insan türemiştir. 
Elektronik sektörünü yakın takip eden amatör arkadaşlarımıza 
bununla ilgili bir olayı hatırlatmak isteriz. Yaklaşık 3 sene önce 
uzak doğu’da bilgisayar belleği üreten bir fabrikanın yanmasıyla 
aniden bellek fiyatları 2-3 kat artmıştı. Henüz bellek sıkıntısı dahi 
başlamadan fabrikanın yanma haberi bu fiyatların yükselmesine 
yetmiş ve olay bazı spekülatörler tarafından abartılarak suni olarak 
yükseltilmişti. Şimdi olaya yakından bakalım; belki fabrikada yangın 
çıkan gece bekçi evinde karısı ile tartıştı ve alkol alarak işine geldi. 
Bu nedenle gözünden kaçan küçük bir hata da fabrikanın yanmasına 
neden oldu. Sonuç 1 haftada bellek fiyatları suni olarak 2-3 kat arttı. 
Şimdi hiç birimiz, bizden binlerce kilometre uzakta bir evde meydana 
gelen aile kavgasına "bana ne" diyemiyorsunuz. İşte bu olay kelebek 
etkisidir. İletişimin bize sunduğu küreselleşmenin yanında gelen ve 
içmek zorunda olduğumuz acı ilaçtır. "Yeni Gerçekler" kitabının yazılma 
tarihi 1989 yılıdır. Yaklaşık 10 yıl önce insanlığın gelişimi ve karşılaşacağı 
zorluklar tahmin edilmiştir. Küreselleşmenin her geçen gün daha da arttığı 
bir ortamda bizler de kendi tahminlerimizi şimdiden yapalım. 
Hatta bu süreyi 5 yıla indirelim ve sonunda en doğru tahmin yapan 
okurumuza bir hediye verelim. Ne dersiniz, sizce Internet nerede olacak, 
yada olacak mı? Gelişen iletişim teknolojileri amatör telsizciliğe 
ne şekilde etki edecek?

Saygılarımızla, 
Mutlu Payaslıoğlu (TA2GW)